fatmahale
22 Takipçi | 0 Takip
15 04 2010

KUTLU DOĞUM HAFTASI 2010

  Bu yıl 14-20 Nisan 2010 tarihleri arasında kutlayacağımız Kutlu Doğum haftası dün başladı. Bu yıl Kutlu Doğum haftasının özel bir anlamı daha var ki; Kuran-ı Kerim’in inzalinin 1400. yıl dönümü. Efendimiz ve Kuran birbirinden ayrılmaz ikili idi.  Çünkü Efendimiz ete kemiğe bürünmüş Kuran idi.  Efendimiz yaşayan Kuran idi. O’nun ahlakı Kuran idi. Tüm İslam aleminin Kutlu Doğum haftası hayırlara vesile olsun. Rabbim mübarek Efendimizin yolundan bizleri ayırmasın. Şefaati nebisi üzerimize hak olsun…Cenab-ı Hak efendimizi sevmeyi gönüllerimize ferman buyursunEfendimiz elimizden tutsun, mihmandarımız, rehberimiz, nurumuz olsun.Cenab-ı Hak bizlerin gönüllerini, Efendimizden bir lahza ayrı düşürmesin.Efendimiz de bizleri sevsin de cennette dizinin dibinden ayırmasın inşallah.   ... Devamı

12 04 2010

NEREYE

NEREYE Nereden kaynıyor hayat ırmağı? Bu durmaz karanlık akış nereye? Annem mi, açılan mezar kucağı? Ebedî geceden bakış nereye?! Meçhul bir yolcuyum bu son akşamda, Ümit nûrum söndü siyah bir camda. Evim, çocuklarım, gözüm arkamda; Ahbaplar! Bu itiş, kakış nereye?! Gönlümde yıldız yok, gözümde ışık, Emeller, rüyâlar karmakarışık. Îmânım! Nerdesin, gel karşıma çık! Bu derin girişten çıkış nereye?! Artık ne mavilik, ne pembe bahar, Ne mehtap, ne sahil, ne sandal, hep kar, Söyleyin benimle uçan ey kuşlar, O yazlık dünyadan bu kış nereye?! Birkaç rekât namaz, zekât, oruç, hac, Duâlarım gibi kabûle muhtaç, Şeref, son nefeste edince mîrac, Semâlardan koptu alkış nereye?! (Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı 1972-1978 yılları arasında İstanbul müftülüğü yaptı.) ... Devamı

06 04 2010

Yürek dünyam

  Nicedir halimden habersiz gezer durursun ey ay! Dünyaya tepeden bakarsın da her şey yolunda mı sanırsın? Bu habersizliğin mazereti yok bilmez misin? Sen nasıl olur da pervaneymiş gibi yaparsın? Pervane değilken bir de… Nasıl olur da bunu göz göre göre yaparsın? Dikkatlice bir bak dünyamın tavanı kalmış mı? Kalmış mı yerinde yıldızlar; iyi bak İyi bak da söyle bana Sen etrafına bakmadan dönersin Bu iyi bir şey mi? Pervaneler dertli olur Dertlen benimle Kederlen… Orada dönüp durma umarsızca Ne zaman ki seni vurdumduymaz görürüm Varlığına sevinirken eskiden, şimdi olmasa mı idi derim Acaba hiç var olmasa mı idi? Sadece kendini biliyor ve dönüyor Dertlenir mi hiç? Ah ne derdi? Umurunda mı dünya   Ben söylene durayım; Benim deli, dile geldi: “Bana deli dersin; ya sen? Bu nasıl delice sözler Deli deli konuşma yine Herkes kendi derdine yansın… Senin derdinden “ay”a ne?” (fhl) ... Devamı

31 03 2010

Habibullah (s.a.v.)

     Şebnem Dergisi Nisan 2010 tarihli 62. sayısında yayınlanan yazım   Habîbullah (s.a.v) Fatma Hale Liman Devamı

31 03 2010

Akıl dedin; Aşk dedim...

  Akıl, viran etmek için imar eder. Aşk, imar etmek için viran eder.   Akıl, nasıl, ne kadar, yani devamlı keyfiyet ve kemiyet terimi üzerinde kuvvet kazanır. Aşk, bu kemiyet ve keyfiyet elbisesinden soyunmuştur. Ne, nasılla ilgilenir; ne, ne kadarla ilgilenir.   Akıl, önce ben der. Aşk, zahmeti kendine ver der.   Akıl, bir şey kazanmak için başkasını tanır ve sever. Aşk, kendinden verir ve kendisiyle hesap görür.   Akıl, ‘’Sevil de mesut ol.’’ der. Aşk, ‘’Kul ol ve bu yolla hür ol’’ der.   (alıntıdır)... Devamı

31 03 2010

Erir can ipi sevgilinin yolunda yok olana dek

  Aşk bir farkına varış, bir idrak seviyesidir... Aşk odu önce ma'şuka, andan âşıka düşer.' derler, malum. Yani aşk ateşi önce sevilene ondan sonra sevene düşer. Önce sevilende bir ateş yanmalı ki pervane onun etrafında dönsün. Pervane o ateşi görsün, sonra aşkının farkına varsın... Pervane aşkını ispat edebilmek için gördüğü anda ışığı, etrafında dönmeye başlar. Bir cezbedir bu. Bu cezbenin gittikçe daralan bir çemberi vardır. Işığın etrafında döner, döndükçe biraz daha yakından dönmek ister. Işığı gördüğü anda aşkı ilmel yakin olarak tanıyan pervane, onu aynel yakin bilmek istediği için gittikçe mumun etrafındaki çemberi daraltıyor. Çember daraldıkça pervanenin aşkı artıyor, şevki artıyor, coşkusu artıyor. Coşkusu arttıkça da cesareti artıyor. Aşk cesaret işidir, neticede. Ve pervane cesaretle kanadını şöyle bir değdirir ateşe. İlk lezzettir işte o acı. Acı verir, yakar içini. Ama ona verdiği acı o kadar hoşuna gider ki, daha fazla dönmeye başlar. Acı ve lezzet... Birbirine zıt bu iki duygunun bir arada olması nasıl mümkün... İşte bu noktada, azabın ve acının lezzet olmasındaki sırrı yakalamak gerek. Azap kelimesi azp kelimesinden türüyor. Azp, lezzet demek. Azabın ne olduğunu buna göre ölçün ve düşünün. İşte kanadının ucunu bir defa yaktığı zaman pervane ilk azabı duyar. Fakat öyle bir lezzettir ki o azap... Bu azap ve ondan alınan lezzet, insanı yavaş yavaş nefsinden sıyırıp vuslatı mümkün kılar. Bu azap ve ondan alınan lezzet, insanı yavaş yavaş nefsinden sıyırıp vuslatı mümkün kılar. Bu sefer daha büyük bir cesaretle kendini ateşe atarcasına gider... Devamı

31 03 2010

Korkarak yaşayan yalnızca hayatı seyreder

  Nietzsche'nin sevgilisi Lou Salome'ye gönderdiği bir mektuptan…   Öyle bir hayat yaşıyorum ki , Cenneti de gördüm , cehennemi de Öyle bir aşk yaşadım ki Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de.   Bazıları seyrederken hayati en önden, Kendime bir sahne buldum oynadım. Öyle bir rol vermişler ki; Okudum okudum anlamadım.   Kendi kendime konuştum bazen evimde, Hem kızdım hem güldüm halime, Sonra dedim ki "söz ver kendine"   Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin, Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin, Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin. Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin.   Öyle bir hayat yaşadım ki; Son yolculukları erken tanıdım Öyle çok değerliymiş ki zaman, Hep acele etmem bundan, anladım... ... Devamı

28 03 2010

Ey kervancı! Leylamı nereye götürüyorsun?

Ey kervancı, ey kervancı! Leyla’mı nereye götürüyorsun? Leyla, canım ve yüreğim olduğu halde.. Ey kervancı! Leyla’mı niçin götürüyorsun? Birbirimize yalnızken verdiğimiz sözlere tanrı şahitken, Ve aşkımızın karar kılmadığı hiçbir yer yokken? Ey kervancı! Leyla’mı nereye götürüyorsun? Ey kervancı! Leyla’mı niçin götürüyorsun? İnancımın tamamı geçici dünyaya dair Aşkın kıvılcımları yaşamın kendisi olmuş Oysa yarin hatırası aşkın bir damlasından bile güzeldir Aşık olmanın ateşi yaşamdan daha özgedir Tanrım kalplerdeki sevgiyi daima o kalplerde bırak, Benim kalbimde bıraktığın gibi Ve Leyla ile mecnun efsane oldular Oysa bizim hikayemiz sonsuzluğa erişti Sen şimdi aşkımın tek göstergesisin Hüznümün, güzümden okunmayan hali Bu hüznün elinden hangi hallerdeyim bilmiyorsun Senden sonra var olmadım ben tanrı biliyor Kalbimin yapraklarını gör ve git Tufan gibi inşa et hüznün dallarını Gül idik, gülleri derip git Ki ben gül ağacıydım Tufanın ayakları dibinde oturan Vücudunun bütün dallarını Tabiatın hışmıyla kır ... Devamı

25 03 2010

Açıldı bu gece ebvab-ı Rahmet

Ender Doğan - Açıldı Bu Gece (Ender Doğan'ın sesinden dinlenilesi harika bir ilahi...) AÇILDI BU GECE Açıldı bu gece ebvab-ı rahmet, Mü'mine Mevla' dan selamlar geldi. Tevhid-ü tahmidle ref oldu zulmet Hak Celle-ala'dan ikramlar geldi. Aşk ile "HAK" dedi dağlar ve taşlar Döküldü gözlerden kan ile yaşlar. Kıyamda,rükuda,secdede başlar, Mağfiret vadeden kelamlar geldi. Muhammed aşkına affet bizleri Karartma mahşerde mahsun yüzleri Dergah-ı izzette yaşlı gözleri, Tevbeye vesile imkanlar gldi. İlahi günahım dağlardan yüce İsyanla memluyum gündüzle gece. Umarki kevseri Rasul den içe, Aşki'nin guşuna ifhamlar geldi. (Aşki)   ... Devamı

17 03 2010

Affeder misin beni?

(Affeder misin?`in video klibinde Erkan Mutlu`nun vokalini konservatuar öğrencisi kızı Ezgi Mutlu yapıyor. ) Anlık duygularla senden ayrı düştüm Bin parçaya bölündüm Sevgiler tükendi hasret kaldım sana Varlığınla göründüm   Gel gel gel yine gel Ne olursan ol yine gel Tövbeni bozsan da yine gel Gel gel gel yine gel Ne olursan ol yine gel Yeter ki pişman ol yine gel     Senin aşkın yeter bana Anladım geç de olsa Affeder misin beni Affeder misin beni Affeder misin beni... Devamı

15 03 2010

Pencerenizden kaç kırlangıç kovaladınız?

  Pencerenizden kaç kırlangıç kovaladınız?                    Kırlangıcın biri, bir adama aşık olmuş. Penceresinin önüne konmuş,bütün cesaretini toplamış, tüylerini kabartmış, güzel durduğuna ikna olduktan sonra, küçük sevimli gagasıyla cama vurmuş. Tık...tık...tık...              Adam cama bakmış. İçeride kendi işleriyle uğraşıyormuş. Bir meşgulmüş, bir meşgulmüş! Kimmiş onu işinden alıkoyan? Minik bir kırlangıç! Heyecanlı kırlangıç, telaşını bastırmaya çalışarak, deriiin bir nefes almış şirin gagasını açmış, sözcükler dökülmeye başlamış:             _Hey adam! Ben seni seviyorum. Nedenini, niçinini sorma. Uzun zamandır seni izliyorum. Bugün cesaret buldum konuşmaya. Lütfen pencereyi aç ve beni içeri al. Birlikte yaşayalım. Adam birden parlamış.            _Yok daha neler? Durduk yerde sen de nereden çıktın şimdi? Olmaz alamam! Demiş. Gerekçesi pek sersemceymiş:            _Sen kuşsun! Hiç kuş insana aşık olur mu?           Kırlangıç mahcup olmuş. Başını önüne eğmiş. Ama pes etmemiş, bir süre sonra tekrar pencereye gelmiş, gülümseyerek bir kez daha şansını denemiş:            _Adam, adam! Hadi aç artık şu pencereni. Al beni içeri! Ben sana dost olurum. Hiç canını sıkmam.            Adam kararlı, adam ısrarlı:           _ ... Devamı

14 03 2010

Azat et kendini

  Ruh kanseri   Jean Baudrillard (Fransız felsefeciye) a göre, vücudumuzdan bütün biyolojik düşmanları, mikropları, parazitleri atarsak nasıl savunma sistemi bozulan bedende hücreler birbirini kemirmeye başlar ve kanser tehlikesi doğarsa, ruhta da aynı şey oluyor. "Sürekli pozitif olacağım" diye eleştirel ögeleri benliğinden uzak tutan, negatif duyguları dışlayan her ruhsal yapı, kendi kendini yiyerek felakete sürükleniyor. Eleştirel düşünce ise, krizi damıtma yeteneği sayesinde bu felaketi önlüyor.   * Azat et kendini... Seni, sen diye kabul edip sevecekleri sev. Eleştir, ki onun için "özel biri" olabilesin. Kendini, kendine beğendir herkesten önce... Kimseye beğendirmek için de kendinden vazgeçme. Acını göze al, çünkü Dostoyevski'nin dediği gibi, "İnsanın ruhunu yücelten bir acı, ucuz bir mutluluktan evladır." (Can DÜNDAR)   ... Devamı

12 03 2010

EFENDİM

                  EFENDİM   I   Boynuma bir ip at   Kölen diye yollarda gezdir beni      II   Gözlerini süzüyorsun   Bir balık gibi akıyorsun kaldırımlarda     Bir daha yüreğini kaparsan bana   'Bu yaprağı paramparça yaparım'     Çiçekleri sarı yapraklar ve bir ocak ayı   Ağız ağıza sin ve cim harfleri     Ateş kararıyor, bu içimin alevleri   Acı çekiyorum elimden alınmışsın gibi     Bir mektup hakiyemiz olacak   Baştan başa notalar bülbül ağızları     Dik kafalı bir baş görüyorlar   Başını eğmiş dalların yaprağında     Zayıf bir çocuk yüzü, gülümsüyor   Dikkatle bak, korku dolu bakışları     O boğulurken gülücükler   Saçılıyor     Ölüm bir kuş kaldırıyor mezarlıktan   Ak kanatları, hayat yok oluyor     Çıkıp geliyorsun   Kor gibisin, bir kar gibisin     Soruyorsun: Zarifoğlu bana dargın mısın   Yoksa uyardılar mı seni sevdamızdan     'Yaşamak' bir perde gibi kalkıyor aramızdan   Zamansız mekansız bir tünel başındayız şimdi     O mavi gözleri görmüş olmalıyım   Bir ikindi vakti kaskatı ellerimin altında     Uçuşlu saçlar bukleler   Üstünde uyuyan eller     Sevgim uzanıyor   Soluk soluğa uyandırıyor... Devamı

07 03 2010

Ah'ım karışır sonsuzluğa

Kalemi alırım elime Bendeki "ben"in, "sen" olduğunu söylemek isterim Elim kalemi tutar, kalem sözümü tutmaz Yürümez kalem, Yazamam, kalakalırım…   Bakmak isterim resmine O büyülü gözlerinin en derinine Gözlerinin, gönlüne açıldığı pencereye Buğulanır gözlerim Bakamam, kalakalırım…   Ne zamanki sen düşersin gönlüme Hüznün zehiri, damla damla dökülür Özlem ateşi, yüreğimi kavurur Dermanı kalmaz dizlerimin, Adım atamam, kalakalırım…   Feryat etmek isterim “Duy beni! Şu deli gönül, bir an bile…” Çaresizlik girdap olmuş, pusu kurmuş, Dilim tutulur, bitiremem sözümü, Söyleyemem, kalakalırım…   Sen düşünce gönlüme Gözyaşlarım dökülür hasret ateşinin üstüne Söndüremez, ateşi büyütür Dilimden bir “ah!” karışır sonsuzluğa Ah! Aklım gider de benim, Gönlümle baş başa kalakalırım… (fhl) ... Devamı

06 03 2010

Sevgi çok ender açan bir çiçektir, nadir bulunur

    SEVGİ ÇOK ENDER AÇAN BİR ÇİÇEKTİR     Sevgi çok nadirdir. Bir insanın gönlüne ulaşmak büyük bir devrim yaşamaktır; çünkü eğer bir insanın gönlüne ulaşmak istiyorsan, o kişiye de senin gönlüne ulaşma olanağını sunman gerekir. O zaman savunmasız olursun, tamamen açılır ve korunmasız kalırsın.   Bu risklidir. Bir başkasının gönlüne ulaşmasına izin vermen riskli ve tehlikelidir, çünkü o kişinin sana ne yapacağını bilemezsin. Bütün sırlarını öğrendikten, bütün gizlediklerin açığa çıktıktan, kendini tamamen açığa çıkarttıktan sonra diğer insanın ne yapacağını asla bilemezsin. Korku oradadır. Zaten o yüzden kendimizi hiç açmayız.   Sadece tanışıklık olan bir şeyi sevginin gerçekleşmesi gibi yorumlarız. Çeperler buluşur ve biz tanıştığımızı zannederiz. Sen çeperin değilsin. Aslında çeper senin bittiğin sınırdır, sadece etrafında oluşmuş olan çittir. O sen değilsin! Çeper senin bittiğin ve dünyanın başladığı noktadır.  Yıllarca birlikte yaşamış olan karı kocalar bile sadece tanışıklık yaşamış olabilir. Belki birbirlerini gerçekten tanımamışlardır. Biriyle ne kadar uzun süre birlikte yaşarsan, onun gönlüyle hiç tanışmamış olduğunu o kadar çok unutursun.   O yüzden anlaşılması gereken ilk şey, tanışıklığı sevgi olarak görmemektir. Sevişiyor olabilirsin, cinsel yakınlığın olabilir, ama seks de çepere aittir. Gönüller buluşmadığı sürece seks sadece iki bedenin bir araya gelmesinden ibaret olur. Ve iki bedenin bir araya gelmesi sizin buluşmanız demek değildir. Seks de tanışıklık olarak kalır; fiziksel, bedensel ama hâlâ sadece bir tanışıklık. Birinin senin gönl&uum... Devamı