fatmahale
22 Takipçi | 0 Takip
02 10 2010

Kıskançlık Allah'a isyandır

         Şebnem dergisinin Ekim 2010 tarihli 68. sayısında yayınlanan yazım   Kıskançlık, Allah'a İsyandır Fatma Hale Liman   Devamı

23 09 2010

Neyleyim

Neyleyim Nigar hanım çok sevdiği eşini askere gönderir. Ne çare ki uzun zaman geçtiği halde eşinden bir türlü haber alamaz. Hasret, özlem, endişe ve ümitsizlik Nigar hanımı üzüntünün pençesine düşürür ve ince derde yakalanıp hastaneye düşer. İlaçlar kar etmez, tedavi şifa vermez hastane köşelerinde ölümün ayak sesleri yükselirken, hislerini kaleme alır. Hüzünlü bir aşk hikayesini anlatan “neyleyim” isimli Azeri şarkının güftesi bu ortaya çıkar. E(a)lagözlüm senden ayrı geceler Bilir kimin uzun olur neyleyim Bahçamızda gızıl güller her seher Tezden açıp vahtsız solur neyleyim Çiçeklerin çekir gözü intizar Ayrılıktan beter dünyada ne var Yaz akşamı seni bil ki bu nigar Haziz hazin yâda salır neyleyim Kaderin cilvesine bakınız ki kocası da yaralı olarak aynı hastaneye kaldırılmıştır ve hemen Nigar hanımın yan koğuşundadır. Lakin iki sevgili birbirini göremeden can verirler. ... Devamı

21 09 2010

Bazen derim ki;

Bazen derim ki Tıpkı bu günkü gibi Alsam başımı çıksam dağlara Kartal olsam uçsam Dağların doruklarına Baksam uçsuz bucaksız ovalara Herkesten azade, herkesten uzakta Kimse bana dokunamasa   Bazen derim ki Tıpkı bu günkü gibi Bir kır çiçeği olsam Uçurumun kenarında Kimse ulaşamasa Koparamasa Sadece rüzgarlar okşasa Güneş koklasa   Bazen derim ki Tıpkı bu günkü gibi Toz olsam savrulsam dört bir yana Kimse bulamasa Bulutlara dek yükselsem Sonra insem yağmurla Gülün koynuna   Bazen derim ki Tıpkı bu günkü gibi Görmesem, işitmesem, gönlüm incinmese Kaleler örsem geçirmesem kimseyi Bir ima ile Buz gibi ses ile Umursamaz hal ile Mutsuz etmesine kimsenin İzin vermesem Koyuversem her şeyi Kalsa herkes kuytu yerinde   Bazen derim ki Tıpkı bu günkü gibi Ahh!!! (fhl)... Devamı

20 09 2010

Ben hep seni düşünürüm

                               Aşktan yana söz duyunca Ben hep seni düşünürüm. Uçsuz hayaller boyunca Ben hep seni düşünürüm. Yıldızlar kayar yüceden Renkler sıyrılır geceden Yüreğim sızlar inceden Ben hep seni düşünürüm     Aklın ucu değer hiçe Yol ararım içten içe Kainat uyur sessizce Ben hep seni düşünürüm   Korkunun bittiği yerde Haz duyarım ince ince Bir mezar görsem bir yerde Ben hep seni düşünürüm   Zaman hep sonsuza akar Meyve dökülür dal kalkar Çiçeklere bakar bakar Ben hep seni düşünürüm   Rüzgar eser ilden ile Sağlıkta bitmez bu çile Vardan öte yokta bile Ben hep seni düşünürüm (Abdurrahim Karakoç)      ... Devamı

15 09 2010

Seyrettim, döndüm şevkinden

  Hayalimde Gül yüzünü seyrettim Sesler kesildi birden Bir sen vardın bir de ben   Nefesim kesildi Gönlüm alev aldı Yandı ruhum Pervane oldum Döndüm etrafında Döndüm şevkinden   Ya bir de dokunsa idim Ya bir de koklasa idim Sen kalırdın sadece  Ben yok olurdum   Hayran oldum Mest oldum Sustum Gözlerimi kapattım Hayalimde Seni doya doya seyrettim (fhl)   ... Devamı

14 09 2010

Uğur böceğim nerdesin?

  Böceklerden korkarım Küçüklüğümden Zehirlerler diye Burnuma kaçarlar diye   Uğur böceği uslu böcek Ondan hiç korkmam Zehirlemez Burnuma, kulağıma kaçmaz Onu tanırım Küçüklüğümden   “Hangi elimi seversen ona uç Fatmacık” Diye tempo tutardık Bütün çocuklar, Fatmacık derdik uğur böceğine, Küçükken   Siyah puanlı kırmızı elbiseyi sevdim hep Onunla takım olmak için Küçükken İki Fatmacık yan yana olsun diye Aynı olsun diye Yanımdakilere uğur getirdiğimi düşünürdüm hep Küçükken Adaştık, dosttuk, enistik   Bugün dostumu düşündüm, uğur böceğimi Nerdesin? Yanıma gelmen için kırmızı elbisemi mi giysem? (fhl) ... Devamı

01 09 2010

Hiç Nirimizin nefsi masum değil

    Hiç Birimizin Nefsi Masum Değil Fatma Hale Liman     Şebnem dergisi Eylül 2010 tarihli 67. sayısında çıkan yazım. Devamı

26 08 2010

Bir müddet zeytin yiyeceğiz, sonra...

    Bir müddet zeytin yiyeceğiz, sonra…   Kendisini karşılayan sekretere; Nazif Beyle görüşmek istediğini söyledi.  Bunun üzerine sekreter birden ciddileşti: "Nazif Bey mi?" dedi.  "Evet, Nazif Bey!" diye cevap alınca, hüzünlü bir ses tonuyla, "Nazif Bey sizlere ömür efendim, onu  kaybedeli dört yıl oldu." dedi.  Hiç beklemediği bu haberle bir acı saplandı yüreğine. "Ya, öyle mi...?" diyebildi sadece.  Hicranlı bir suskunlukla bir müddet öylece kalakaldı. Gözlerine hücum eden yaşlar yanaklarından süzülüp göğsüne damladı.  Kendisini toparlayıp,  "Onun adına görüşebileceğim bir yakını var mı acaba?" diye sordu.  "Evet var, oğlu Selim Bey...."  Titrek bir sesle, "Öyleyse Selim Beyle görüşebilir miyim?" dedi.  Görevli hanım, insanda saygı uyandıran bu kibar beyefendiye,  "Selim Bey oldukça meşgul bir insan, randevusuz görüşmek pek mümkün olmuyor, ama ben yine de kendisine bir haber vereyim." dedi ve telefona  yöneldi… Sonra, "Kim diyelim efendim?" diye sordu.  "Kendimi ona ben tanıtmak istiyorum kızım." cevabı üzerine sekreter dahili telefonu çevirdi. Daha sonra mütebbessim bir çehreyle, "Selim Bey sizinle görüşmeyi kabul etti, lütfen beni takip edin." dedi.  Beraber merdivenden çıktılar. İnce bir zevkle döşenmiş geniş bir salondan geçip büyük bir kapının önünde durdular, sekreter kapıyı açarak, "Buyurun!" dedi.   O da içeri girdi. Kendisini ayakta bekleyen vakur ve mütebbe... Devamı

20 08 2010

Ezelden aşinam

    Sormuşsun: “Hazır mısın?” diye A gülüm hazır olmak nedir ki? Gönüller birbirini sevince Melekler seferberlik etmez mi?   Sormuşsun: “Hazır mısın?” diye A gülüm hazır olmak nedir ki? Anlımıza yazılmış bu sevgi Ruhum ezelde de aşinan idi   Ezelde tohumu ekilmeyen Bu dünyada meyve vermezmiş Ezelde birbirini sevmeyen Bu dünyada birbirini sevmezmiş (fhl) ... Devamı

19 08 2010

Susmak güzel...

  Bana "canımın Hale'si" diye hitap edip gönlüme neşe veren, ruhuma nur saçan can dostum, gözümün nuru Ayşenur Vural'ın kendisi gibi naif, hisli, rakik ilmeklerle dokunmuş yazısı Şebnem Dergisi 18. sayı da yayınlanmış, gönüllerimize taktim edilmiştir. " "Susmalarımızı da, konuşmalarımızı da şeytanın elinden kurtar Ya Rabbim!" Susmak İçin Serenad Usulca sokulur derviş, gülün dibine… Susmak güzeldir. Uzanır yalnız elleri pınara... Susmak güzeldir. Dokunur bakışları sıdk ile -ezelî- bakışlarına… Susmak güzeldir. Kirpiklerinde süzülür gün ışığı rengârenk… Susmak güzeldir. Gözyaşı yükselir, pırıl pırıl aydınlanır gözleri acının… Susmak güzeldir. Öfkeyle kıvrılan dudaklarına bir bûse kondurur rüzgâr… Susmak güzeldir. Kervânlar, arabalar, trenler, uçaklar, bir şeyler alır götürür sevgiliyi; elleri asil, başı dimdik, ama yürek alev alev, bir kibrit çöpü gibi kıvrılır… Susmak güzeldir. Nurlar iner her bereketli toprağa... Vahiy nasıl sularsa gönlü, ilhamlar öylece yeşertir insanın bilge yanını. Artık az önceki, bir önceki insan değildir, ama idrak edemez bunu... “Mal bulmuş mağribi…” Anlaşılmamak bir şeydir yine de; yanlış anlaşılmak ise iyi bir cezâdır emâneti heder edene… Susmak güzeldir. Gayb bahçelerinden kokular getirir bazen nesîm-i seher, bâd-ı sabâ... Rüyalara girer altın taçlı sultanlar. Bazen kapı açılır, Hızır girer içeri… Her aşk paylaşılmak için sabırsızlanır. Paylaşılınca tü... Devamı

18 08 2010

Mumun izi

  Dostlar, mum yakmışlar dostluk adına Sevgilerinin nişanı olacakmış Başka hayatların girdabında Savrulmuşlar sebepler oluşmuş   Öylesine bir yere bırakılan mum Sebeplerine hasret çekermiş Yanarmış her gün biraz daha Her gün biraz daha erirmiş   Zatında kaybolup, tükenirken “Ah!” edip inlermiş sadece Sitem edermiş, terk edenlere Bırakıp öylece gidenlere   Ant içmiş gönlümü yakanlar Söndürmedikçe sönmeyeceğim Direnmiş esen her rüzgara Titremiş, dağılmış ama sönmemiş   Mumlarıyla ilgilenmese de Dostlar birbirini hissedermiş Mumları yanıp sönmedikçe Hatırlar tebessüm ederlermiş   Zamana direnemez ki küçük mum Tüm bedeni eriyip, dağılmış Fitil devam etmiş yanmaya Dağılan mumun özüne tutunmuş   Dostlar merak edip birbirini Mum yaktıkları yerde buluşmuşlar Kederlendirmiş mumun inlemesi Söndürmek için uzanmışlar   Üflemiş dostlardan birisi Mum sönmeyip direnmiş Diğeri basıp parmağını Sönmesi için beklemiş   Mum tutunmuş dostun eline Parmağı sarmalamış bırakmamış Dayanamayıp dostun direncine Tebessüm ederek can vermiş   Parmağı yanan “ah!” edip bağırınca Diğeri parmağı tedavi etmiş İyileşse de yara zamanla Yanan yerin izi hiç geçmemiş   (fhl) ... Devamı

14 08 2010

Tebrizli Şems siyah severdi

  Tebrizli Şems siyah severdi. Siyahtı gözleri Bazılarına simsiyahtı sözleri Asası da siyahtı Peçesi de Feracesi de Çocukluğunda seçmişti o rengi Geceyi o yüzden severdi Siyah diye… Gece örterdi tüm çirkinlikleri. Gece her şey birbirine benzerdi.     Uzay boşluğu simsiyah Toprağın altı simsiyah Okyanusların derinlikleri simsiyah Güneşin olmadığı her yer simsiyahken Siyah, renk bile değilken Siyah severdi İyi bilirdi güneşin renk verdiğini Hayat güneşken Güneş hayat demekken O olmasa dünya zindan gibi karanlıkken Tebrizli Şems, güneşin olmadığı geceyi severdi.   Tebrizli Şems sebepleri değil Sebepleri halk edeni severdi. Sebeplere tutkun değildi Hakka tutkundu Güneş sebepti Güneş varken de yokken de var olan var ya İşte O’na kuldu Şems Renge değil Güneşe değil Madem her şey yok olacaktı Fani olana hayran olmanın anlamı neydi? Tebrizli Şems siyah sevdi Siyah bir gecede öldürdüler Siyah gönüllü insanlardı katilleri Sabah kanı taşın üzerinde simsiyahtı Tebrizli Şems siyah sevdi Kefeni simsiyahtı beyaz kefen giymedi (fhl)... Devamı

11 08 2010

Hoş Gel! Hoş Kal!

       Bir anlamı "yanmak" olan "Ramazan" günahlarımızı, kötü ahlaklarımızı yak ki; olgunlaşalım... Bir anlamı "yağmur" olan "Ramazan" gönlümüzü, ruhumuzu yıka ki; tertemiz olalım... İhsanı, bereketi bol "Ramazan" maddi manevi ihsanlarından mahrum etme ki; kanalım... Gözümün nuru olan "Ramazan" "Hoş Gel", "Hoş Kal" "Hoşluk Bul" ki seninle iki cihanda dost olalım...(fhl)             "AMİN" DİYELİM GÖNÜLDEN... Merhaba ey şehr-i müfahham (kerem sahibi ay)… Merhaba ey başımıza, semamıza tac olan rahmetle bilenmiş hilal-ı mücella… O Ruşeni Tîğ-i yâr (sevgilinin kılıcı) göre nefs, “Halilullah’tan yüzümüz nuru can bula; Allah’ın kurbanlığından tercümanımız ola.  “Oruç ay’ının hilali gibi gönüller tezkiye ile incele, mağfiret ve tefekkür dola, Cehennem kapısına takva kilidi vurdu mu imân, cennet o cennet ola . Hablullah (Allah’ın ipi)’da sırat-ı müstakim üzere sıralanmış ümmeti Muhammedî’nin edeb ve sabır selametinde dirliği, imân imâmesi’nde birliği bâki, tesbîh-i tezekkürleri daim ola. Topraktan, ateşten, sudan ve rüzgârdan dikilmiş olan beden hırkasını çıkarıp, atana, Aşk ihramı bürünene melekût mübârek ola. Ümmetin ve mahlukatın hayrı ve selameti için hizmet görene, rızıklar bol ola. Merhamet ipine sarılıp, beden kuyusundaki hapislikten kurtulma niyâzında olan, Yusuf aleyhisselamın çağrısını duy, duy ki gönüllere zemzem ikram ola. “Külli şey’in hâlikun illâ ve... Devamı

11 08 2010

Fuzuli Kantatası

Canı kim cananın için sevse cananın sever Canı için kim ki cananın sever canın sever (Fuzuli)    FUZULİ GAZEL- SEBU HİCRAN-FUZULİ KANTATASI. Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı Felekler yandı âhımdan murâdım şem'i yanmaz mı Kamu bîmârına cânân deva-yı derd eder ihsan Niçün kılmaz bana derman beni bîmar sanmaz mı Şeb-i hicran yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım Uyarır halkı efgânım kara bahtım uyanmaz mı Gûl-i ruhsârına karşu gözümden kanlu akar su Habîbim fasl-ı güldür bu akar sular bulanmaz mı Gâmım pinhan tutardım ben dedîler yâre kıl rûşen Desem ol bî-vefâ bilmem inanır mı inanmaz mı Değildim ben sana mâil sen ettin aklımı zâil Beni tan eyleyen gafîl seni görgeç utanmaz mı Fuzûlî rind-i şeydâdır hemîşe halka rüsvâdır Sorun kim bu ne sevdâdır bu sevdâdan usanmaz mı   Fuzuli Devamı

08 08 2010

Haydi Bismillah! Dün bitti, bu gün yeni bir gün...

  Hayat insanın karşısına tahmin bile edemeyeceği sürprizler çıkarıyor Olmaz, yapamam dediklerimizi yapıyoruz Bu benim başıma gelmez dediklerimiz, başımıza geliyor Büyük büyük söylediğimiz laflarımızı yutuyoruz Hayat bizi yavaş yavaş törpülüyor Sivriliklerimiz kalmıyor…   Başkalarını kandıramayacağımızı, sadece kendimizi kandırdığımızı öğreniyoruz. Kendimizle yüzleşiyoruz Hatalarımızı keşfediyoruz Bilinç tazeliyor, bilinç yeniliyoruz Aynı kararda asla kalmıyoruz… Belki geç oluyor, ama sonuçta oluyor   Yaralar sarılıyor Sarılmayan yara kalmıyor Kimilerinin izi kalsa da… Başımıza gelen her ne ise Vaki olan her ne ise Bizim için en hayırlısının o olduğunu öğreniyoruz Sevip terk edilmek de olsa Kavuşamamak da olsa Ayrılmak da olsa… Hepsinin bizim için hayırlı olduğunu anlıyoruz Kaderimizi yazanın sadece bizim için “hayır” dilediğini biliyoruz O’na güveniyoruz İşte o zaman hiç yanılmıyoruz Mutsuz da olmuyoruz…     Her yeni gün yepyeni şeyler getiriyor Her yeni günde sonlar yaşanırken, ilkler de yaşanıyor Bitişler yaşanırken, başlangıçlar da yaşanıyor Her yeni gün yeni hasatlar yapılırken Yeni tohumlar da ekiliyor Tıpkı ölümle doğum gibi…   Aşık olduğumuzu zannettiklerimize gerçekten aşık olmadığımızı Dostlukların aşk kadar önemli olduğunu anlıyoruz Olmazlar için döktüğümüz gözyaşlarına üzülüyoruz Vaktiyle kızdığımız şeylere gülüyoruz “Boş yere kızmışım hiç değmezmiş” diyoruz Nefretler yok oluyor, İlk evvela kendimizle barışıyoruz Kendi ile bar... Devamı