fatmahale
22 Takipçi | 0 Takip
24 12 2009

Bir gün yolunuzu kaybederseniz...

      Eğer bir gün yolunuzu kaybederseniz bir çocuğun gözlerinin içine bakın.         Çünkü bir çocuğun, bir yetişkine her zaman öğreteceği üç şey vardır: Nedensiz yere mutlu olmak, Her zaman meşgul olabilecek bir şey bulmak, Ve elde etmek istediği şey için var gücüyle dayatmak.  (Paulo Coelho)... Devamı

24 12 2009

Eşyanın hakikati

  ODTÜ İşletmenin Öğretim üyelerinden Prof. Dr. Muhan Soysal Strateji Yönetimi dersinin ilk saati tepegöze bir Picasso resmi koyar.     Herkes bakar bakar ama tarzı zaten kübik olan sürrealist resimde sanatla fazla ilgilenmeyenlerin anlayabileceği çok az şey vardır. Bozuk perspektifli bir oda, sarı uzun saçlı yaratığa benzeyen bir şey… Etrafında başka yaratıklar, yerde yine bir yaratık ve arkadaki şekli bozuk içi parlak dikdörtgenin içinde başka bir şeyler daha.5-10 dakika hiçbir şey söylemeden sınıfı izleyen hoca, birazdan Picasso'nun resmini alıp Meninas'in bir resmini koyar.     Bu resimde sandalyenin üzerinde oturan sarı uzun saçlı bir aristokrat kızının etrafındaki dadıları onun saçını tararken yerde köpeği yatmaktadır. Ve babası arkasından ışık sızan kapıdan kızını izlemektedir. Ancak ikinci resmi görünce Picasso'nun resmindeki öğelerin ne olduğunu ve bu resmin Meninas'in tablosuna gönderme olarak yapılmış olduğunu farkeder tüm sınıf ve M. Soysal hiç unutamayacağımız dersini verir:   "Hayatta hiçbir şey Meninas'in resmi kadar belirgin ve net değildir. İş hayatı gerçekleri size Picasso'nun resmindeki gibi şekil değiştirmiş olarak gösterir. Picasso'nun resmine bakıp, Meninas'in resmini görebilenleriniz başarılı olacak, diğerleri kübik şekillere bakıp yanlış anlamlar çıkarmaktan gerçekleri hiç göremeyecek."  ... Devamı

23 12 2009

Bana dua edin, çok dua edin...

  Bağırsam da mazurum, ağlasam da Gülsem de mazurum, konuşmasam da İnsanlar ümitlerini kesmiş benden Sırtıma kimse yük vurmuyor Varlık yokluk derdim değil, kederim değil, neşem de değil İkisi de bir,  ikisi de zerrece önemli değil. Adım yok benim, Abdullahım, Allah’ın kulu Abdullah… İstersen her gün karşıma çık, istersen tenezzül etme sırtını dön İkisi de aynı zerrece önemli değil… Hey güvercin, bugün beni al kanadına Uçalım dağların doruklarına Hey kedi! Bakma öyle gözlerime Ne gördün korkma söyle; bir şey anlayabildin mi? Ah ağaçlar! Yaprakları ile vedalaşan, kuru dallara kalan… Sizin yapraklarınız yeni döküldü, benimki çoktandır yok Gölgelerle oyalanmaktan bıktım Çölde gördüğüm seraplardan da... Olmayan suyunu var gibi gösterme bana… Hakikati aramak için yollara düştüm, ömrümü çürüttüm de Şimdi güzergah değiştirdim Yolculuk biletini başka yöne aldım İç seferlerim başladı Yollar çıkmaz, yollar kapalı, Yollar tuzaklı, hayaletlerle dolu Savaşım beslediğim devlerle, ejderhalarla… Bana dua edin, bana çok dua edin… (fhl) ... Devamı

21 12 2009

Rasul (s.a.v.)'ün yüzüne bakacak yüz ver Ya Rabbi!

umutrehberi.tasavvufi.com/mestmp3/ilahi/182-maktel.mp3   (Hafız Celal Yılmaz’ın sesinden Hüseyni mersiye)   Göze nem gönle elem   Geçti bir yıl, yine bir mah-ı Muharrem geldi Göze nem, gönle elem her yana matem geldi.   Ah! Aktı masum kanı kerbela yazısına Çekildi okla kılıç peygamber kuzusuna Hangi vicdan dayanır bu yürek sızısına Esen seher yelleri sanki matem havası Yürekleri sızlatır kuzuların yarası   Ah! Ümmü Gülsüm oturmuş şehitlerin başına Ali Ekber girmemişti henüz üç beş yaşına Zalim oklar, saplanmış anın hilal kaşına Esen seher yelleri sanki matem havası Yürekleri sızlatır, kuzuların yarası   Medet ya ciğer pare-yi Fatıma Ali aslan kuzusu uyku girmez gözüne Uymuş asi insanlar bir yezidin sözüne Bunlar nasıl bakacak Muhammed’in yüzüne Eser seher yelleri sanki matem havası Yürekleri sızlatır kuzuların yarası Medet ya mazlum Hüseyin   Ah susuz kalbe yaptığından utanmaz Yeter saffet yeter yara derindir kapanmaz Hüseyn-i Kerbelayı anlayan gözler usanmaz Eser seher yelleri sanki matem havası Yürekleri sızlatır kuzuların yarası Medet Ya! Evlad-ı Hayber      ... Devamı

21 12 2009

Değil mi ki; senin gönlüne bizden haberler geliyor...

    __ Yoktun epeydir, nerelerdeydin? _ Varlığımla değişen neydi ki yokluğumu merak ettin? __ Al işte! Sana soru sormak da mümkün değil… Seni seviyorum demek ki varlığına alışınca, yokluğunda arıyorum. _ Bana alışmaktan söz etme, en nefret ettiğim söz “alışmak”, başka kelime bul, bu kelimeyi benim için kullanma… __ Alışmak kötü bir şey mi ki; bu tepkiyi veriyorsun? Alışmak iyidir… _ İnsanoğlu yaşamak için her şarta alışır. Acıya alışır, yokluğa da alışır. Nefis, insanı her şarta uyum sağlatır. Köye gider köyün şartlarına, şehre iner şehrin şartlarına alışırsın. En sevdiğine alıştığını söylersin, onu terk etmen gerektiğini anlayınca terk eder, yokluğuna da alışırsın. Şeker hastasının şekersizliğe, tuzu sevenin tuzsuz yemeğe alışması gibi… Alışmak da hayata tutunmak vardır, yokluğunda hemen yine hayata tutunursun. Yani her halukarda hayat seni bir şeylere alıştırır. Özel bir durum değil alışmak… Alışmak bencilcedir, ilkeldir… Sana göre gerekli belki ama, bana sorarsan gerekli değil… O zaman varlığıma alışan kimse yokluğuma da alışacak demektir. Alışma bana. Alışmaktan öte bir söz söyle bana, daha başka, daha bencil olmayan… __ O! Nerden nereye geldik yine… _ Konuşma o zaman benimle, deruni konuşmayacaksan, derinliğine inmeden, laf olsun diye konuşacaksan, konuşma benimle… Yüzeysel olmak istiyorsan uzak dur benden… Bana laf olsun diye laflar söyleme…  Hım! Diye başlayan ima mı yoksa gibi sözlerinle beni delirtme…  __ Zaten delisin, o sebepten delirmenden artık korkmuyorum. Onu boş ver de; nerden çıktı bu “hım!” sözü _ Senden çıktı… Bir söz söylerim, “hım! Bunu mu kasdetmek istedin?”, “hım! Bunu mu anlayayım?” deyip durursun. Neyi anlarsan anla. Senin anlayışın ile benimki bir mi? Benim mesaj vermek derdim yok. Benim derdim, kimse değil, benim derdim kendim ile… __ Dur hele dur, sakın bir yere gitmeye kalkma, bunu bana iyice bir anlat önce… Konu derin… Sen bir şeye takılmış kalmışsın yine… _ Takıldım, … Gönlüme eser, del... Devamı

16 12 2009

Her dem yeniden doğalım, bizden kimse usanmasın

Ömür dediğin nedir ki ey dost Sene dediğin nedir  ki Nefes dediğin nedir ki ey dost Sayılı, her şey sayılı Ömür sayılı, nefes sayılı Lokman sayılı Gecen sayılı, gündüzün sayılı Attığın adım Tuttuğun el Konuştuğun kelime sayılı Kaç kez sarılmışsan, Ne kadar öpmüşsen evladını o da sayılı Geliyorlar bir, bir, yıllar Gidiyorlar bir, bir, tüketilmiş olarak "Çok yaşa" dedimdi de hapşıran bir teyzeye "Sakın ha!" Dediydi, "sakın çok yaşa" deme "Bereketli, hayırlı bir ömür sür" de "Değilse çokluk da nedir ki; Kim doymuş, yaşamaya" Gitti bir yıl, tükettik… Geldi yepyenisi, tükenecek bir, bir O da gidecek, diğeri gelecek Sayı tamama erince ömür bitecek Sayılanlarımız; hasenatımızdan, salihatımızdan olsun İsyanımız sayılmasın Geçip giden yıllarımız bir öncekini aratmasın Her dem yeniden doğalım Kimse bizden usanmasın… (fhl)... Devamı

16 12 2009

Perdeler yırtılır, semalar geçilir, sır sidrededir

  “De” bana ruhumun dostu! Gönlümün aşkı! İyice anlat şu biçareye, iyice öğret… “Neden tövbemi bozan geldi” der Mevlana Neden tövbe eder? Neden tövbesini bozar? Neden kaçar Mevlana? Neden yakalanır?     Mecazi görünen her aşk, bir perde yırtar Çekilen her aşk acısı, bir perde daha yırtar Gönül bunu bilir, bildiğini işler Vazgeçmez, bıkmaz, azıcık bile pişman olmaz… Hep ruhu yokuşa sürer Hep uçurumlardan savurur Her savruluşta ruh tövbeler eder… Gönül dinlemez, tüm tövbeleri bozar Akıl anlayamaz siper kazar, gözetleme kulesinde bekler Ah bir yakalayabilse yok edecek yarimi de; yakalayamaz… Çünkü aklımın gözü benim yarimi göremez Yarimi gönlümün gözü seçer, bir o bilir… Gözlerim hasretten ağlar, aşk acısından deliye döner Ağlasın, durmasın, coşsun da kaynasın. Her gözyaşı bir perde daha yırtar… Her savruluş, her hasret, bir perde daha yırtar Her feryat, her inilti, bir perde daha yırtar Perdeler yırtılır, Semalar geçilir, Perdeler yırtılır Perdeler biter Sır, sidrededir... Ötesini akıl hayal bile edemez… Ruhum, yarini seyreder Hayran olur Kurban olur Uçar Yanar Kavrulur Yarinde yok olur… (fhl)  ... Devamı

16 12 2009

Göklere ağıyoruz biz, yok mu seyredecek olan?

 “ Her solukta aşkın sesi gelmede sağdan soldan; göklere ağıyoruz biz, yok mu seyredecek olan?”      “Göklerdeydik biz, meleklerdi bizim yârimiz. Yine gideriz hepimiz, orasıdır çünkü şehrimiz” “Tertemiz inci nerde, toz toprak dünya nerde? Ne diye indiniz, toplanın, ne işiniz var bu yerde? Genç talihtir yârımız, can vermektir kârımız. Âlemlerin övüncü Mustafa, kervanbaşımız, iftiharımız .” “Ey aşk herkese göre nice adın ve lakabın var. Ben dün gece bir başka ad verdim sana: Devasız dert .” “Aşk sözü dertsiz olursa meyve vermez, Heves kulağından, dilden başka bir yere ulaşmaz .”        “Aşkı kimseden sorma, aşktan sor; aşk inciler yağdıran bir buluttur a oğul.      Benim tercümanlığıma ihtiyacı yok; aşk, kendisinin tercümanıdır a oğul.      Aşk yufka yürekli naziklerin işi değil; aşk, pehlivanların işidir a oğul .  “Akıl, yolcuların ve aşıkların ayak bağıdır ey oğul; bağı çöz, yol apaçıktır ey oğul .”      Aşkı kimseden sorma, aşktan sor; aşk inciler yağdıran bir buluttur a oğul.”       “Ey aşk sözünü sadece duymuş olan, bir de aşkı gör. Duyanın hali nerede, görenin hali nerede? ”      “Yücelikler atası olmuştun, erdemler gösteriyor, hüccetler satıyordun. İşte aşkın mihengi geldi, hani sorun, hani cevabın? ”    “Dün gece deliye döndüm, aşk beni görüp dedi ki: “geldim işte, naralar atma, üstünü başını yırtma, hiçbir şey deme.”      Dedim:”Ey aşk, ben başka bir şeyden korkuyorum.” Dedi: “O korktuğun yok artık, hiçbir şey deme.”      Ben gizli sözler söyleyeceğim senin kulağına. Evet, diye salla başını; başka hiçbir şey deme .”       “Sevgilinin aşkı beni canımdan ayırdı. Can, içerideki aşkla kendinden kurtuldu.      Can hâdi... Devamı

16 12 2009

Hu!

Aşka dair çok şey işitmişler;  işiten ne anlar, tatsınlar Demişler ki benim için: “ hangi servi boyluya aşık ki bunu mecnun eylemiş?” Söyleyenin gözünün aradığı;  benim bulduğum değil ki… Gönlümün aşkını sen sanırsın ki şunadır, ya da bunadır Sen sanırsın, bu aşk basitçedir, yüzeydedir, anlaşılıverir Sen sanırsın ki bu aşk gölgeleredir, kapının kolunadır Değil, öylece değil, vallahi değil…   Bu aşkın sana görünen, zahiri tarafı, başka... Bana görünen, batıni tarafı, o bambaşka… Zahirde beni aşık gören, eti, kanı olan, maşuk arar Batını göremez, zan eder… Söyleyenin gördüğü o gölgelerden sadece biri… Benim yarim öyle ulu ki, binlerce gölgesi var… Her biri O, her biri O’ndan… Servi boylunun gözü de O, bal da O, petek de O, kovan da O, arı da O… Kapının kolunu, evin kendisi sanma Kol lazım, ama dostun hanesine girince kapı kolu da neymiş? Gölge nerde? Bütün aynalar kırılmış… (fhl)... Devamı

15 12 2009

Bana ayrılığını gösterme; ayrılığın pek taş yüreklidir

  ONUN AYRILIK ATEŞİYLE HER GECE MUM GİBİ YANIYORUZ.   Ezelden beri diri olan, her şeyi bilen, her şeye gücü yeten, daima tasarrufta bulunan Allah'a yemin ederim ki, Şems'in nuru, aşk mumlarını yaktı da binlerce ilahî sır malum oldu, anlaşıldı. Onun bir hükmüyle dünya, aşkla ve aşık ile, hükmedenle, hükmedilenle dolup taştı. Tebrizli Şems'in tılsımlarında, büyülerinde şaşılacak hazineler gizlendi.  Onun ayrılık ateşiyle her gece mum gibi yanıyoruz. Baldan ayrı düşmüşüz ama, onun aşk ateşinde yanan mum olmuşuz. Ondan ayrıldığımızdan beri bedenimiz yıkıldı, harap oldu. Can da, bu beden harabesinde baykuşa döndü. Ey Şems, sen olmadıkça sema' haramdır. Çalgı da şeytan işidir ve taşlanmıştır. Sen yokken okunup anlaşılacak, zevk alınacak bir tek gazel bile söylenmemiştir.   SEN BENİM CANIMSIN BEN SENSİZ NASIL YAŞARIM  Ne olur, sevgilim yarın gelse de elimi tutsa, yahut pencereden bakışını uzatsa, ayın on dördü gibi parlak olan yüzünü bana gösterse... O canıma canlar katan sevgili, kapıdan içeri girse de, insafsız ayrılığın bağladığı elimi, ayağımı çözse, beni kurtarsa Ona derim ki: "Ey benim canım, ey benim hayatım, senin canına yemin ederim ki, sensiz hayat pek tatsızdır, pek manasızdır. Sensiz işret hoşuma gitmiyor. Beni sevindirmiyor, şarap bile sen olmayınca beni mest etmiyor. Nazlanır da; "Git, benden ne istiyorsun? Senin sevdan bana bulaşır da ben de sevdalanırsam diye senden korkuyorum." derse, Ben de kılıcı, kefeni alır önüne korum. Yere kurbanlık koyun gibi yatar, boynumu uzatırım da, derim ki: "Eğer seni rahatsız ediyorsam, başını ağrıtıyorsam, kılıcı al, hiç acımadan için rahat olarak boynumu kes gitsin..." Sevgilim, sen çok iyi bilirsin ki, ben sensiz yaşamak istemiyorum, ölüyü dirilten Allah'a yemin ederim ki, ölüm bana ayrılıktan daha tatlıdır, daha hoştur. Benim seni nasıl sevdiğime inanmıyor musun ki, benden yüz çevirdin? Sana her zaman "Düşmanların sözleri asılsızdır, iftiradır." demiyor muydum?... Devamı

10 12 2009

Tövbemi bozan geldi

  Şems ile Mevlana'nın sandukaları yanyana... Gönülleri ve ruhları zaten şu anda yanyana...   Şemsim(güneşim), ayım geldiGözüm, kulağım geldiGümüş bedenlim geldiAltın madenim geldiBaşımın sarhoşluğu geldiYolumu vuran geldiTövbemi bozan geldiGözümün nuru geldiBaşka ne dilediysemİşte o dilediğim geldi... (Mevlana)    ... Devamı

09 12 2009

FîHİ MA-FÎH 'den gül demeti

  FÎHİ MÂ-FÎH' DEN GÜL DEMETİ   ***  Büyük bir kervanın yolu çölden geçmektedir. Çöl burası nihayetinde, bir içim su bulamazlar. Ansızın bir kuyuya rastlarlar. Kuyunun kovası yoktur. Hemen bir kap bulup ipe bağlayıp kuyuya salarlar. Çekince bakarlar ki ip kesilmiş, kap kaybolmuştur. Bir kap daha bulup onu da kuyuya iple salarlar. Çekince görürler ki ip koparılmış, kap yine kaybolmuştur. Derken kervandan birini iple bağlayıp kuyunun dibine indirirler. İpi çekerler ip koparılmıştır ve adam yoktur. Birini daha indirirler, o da çıkmaz. Tüm kervan ahalisi susuzluktan, ölmek üzeredir: “öyle de öleceğiz, böyle de…” diye kervandan birisi kuyuya inmek için gönüllü olur. Adamı kuyuya indirirler. Kuyuya adam iner inmez korkunç bir zenci ile karşılaşır. Adam: “belli ki, buradan kurtulmanın imkanı yok. Hiç değilse, kendimi kaybetmeyeyim, aklımı başıma devşireyim, bakalım başıma neler gelecek!” diye Allah’a dayanır. Zenci adamı tutar: “Sakın ha! Uzun masal anlatma bana, benim tutsağımsın, gönlümün istediği cevabı vermezsen, elimden kurtulamazsın.” Adam; boynunu büker, soruyu bekler. Zenci: “yerlerden neresi daha iyidir?” diye soruverir. Adam: “Burada onun elinde tutsağım ve çaresizim. Bağdat desem, yahut başka bir şehri söylesem, olur ya onun yerini kınamış olurum” diye gönlü ve aklı ile birlikte fikredip: “İnsana nerede bir eş dost bulunursa orası daha iyidir; isterse orası kuyu dibi olsun, orası daha iyidir. İsterse fare deliği olsun orası daha iyidir.” Diye cevap verir. Zencinin yüzü güler, adamı su ile birlikte salıverir.   *** Sevgiliye dil-i ârâm-gönül huzuru, can rahatı derler ya; gönül onunla rahatlaşıyor, huzura kavuşuyor demek; başkası ile nasıl esenleşir, nasıl rahata kavuşabilir ki?   *** Bir insanın gönlüne bir neşe bir sevinç gelse bu neşe, bu sevinç birisini neşelendirmesine, sevindirmesine karşılıktır. Sıkılır gamlanırsa da birisini sıkmıştır, birisini gamlandırmıştır. Bunlar öbür dünyanın armağanlarıdır. Zahirin... Devamı

07 12 2009

Lütfen bana tekrar yaz...

              Lütfen bana tekrar yaz...   Dünyanın bana zindan olduğu günlerdi. Sanırım birkaç defasında da evden ağlayarak dışarı çıkmıştım... Hayatım kararmıştı bir ışık bekliyordum sanki, ama yoktu. İşte böyle düşündüğüm günlerde daire kapıma sıkıştırılmış bir mektup buldum. Hayretle baktım, üzerinde göndericisi yazmayan zarfa. Sonra odama girip açtım...   "Acıları paylaşmak insanların vazifesidir" diyordu. "Senin geçtiğin sokakta ben de vardım. Ama bu sokakta ya ben olmamalıydım yada paylaşılmamış acılarını içinde gezdiren bir insan!"   Mektubun sonunda da isim yazmıyordu. Peki, kimdi bu? Kimdi, neden yazmıştı bu notu ve neden bana yazmıştı? Aslında hoş sözlerdi... Ve aslında böyle bir mektuba deliler gibi ihtiyacım vardı. Acaba, dediğini yapacak mıydı, yazacak mıydı her gün? Bunu zaman gösterecekti.   İlk gün kafam karıştı. Hem kendi problemlerimi, hem dün gelen mektubu, hem de yeni mektupların gelip gelmeyeceğini düşünüyordum. Sonraki gün posta kutumda beyaz bir zarf buldum. Kalbimin çarptığını hissettim... Yazı aynıydı, odama girip mektubu okumaya başladım.   Bu inanılmazdı. Bir bardak su içercesine bitiverdi mektup. Doymadım! Bir bardak su daha almış gibi kendime ve susuzluğumu kandırır gibi yeniden okudum altı sayfayı... Sanki tanıyordu beni, sanki yıllardır dertleşiyordum onunla... Altıncı sayfanın sonunda diyordu ki: "Yarın yine yazacağım..." Yarın yine yazdı, öbür gün yine..Ve sonraki günler yine yazdı...   Her mektubunun sonunda, yarın yine yazacağına dair not vardı ve dediğini yapıyordu. Her gün iş yerinden dönerken kalbim çarpıyordu heyecanla... Her gün görüyordum posta kutumun bu gün de boş olmadığını ve gariptir; artik yapayalnız olmadığımı, kalbimin boş olmadığını hissediyordum. Bu mektuplar yüreğime giriyor sıkıntılarımı eritiyor ve beni yarınlara doğru itiyordu. Zannediyordum ki; bunlar olmadan yaşayamayacağım. Öylesine alışmıştım ki onl... Devamı

07 12 2009

Minnet Eylemem

Aşağıdaki linkte, Ahmet Aslan’ın “Veyve Milaketu” (meleklerin dansı) adlı son çıkan albümünde  seslendirdiği, benim çok sevdiğim, Nesimi’nin gönlünden dökülen “Minnet eylemem” isimli eser bulunmakta…   http://www.kadinnews.com/index.php?video_ctgr=0&video_id=400   Şems-i Tebrizi Melami dervişidir. Mevleviler'in Sems kolu denen Melamilik kolundan gelir Nesimi de…     Minnet eylemem Har içinde biten gonca güle minnet eylememArabi Farisi bilmem, dile minnet eylememSırat-i müstakim üzre gözetirim Rahimiiblisin talim ettiği yola minnet eylememBir acayip derde düştüm herkes gider karınaBugün buldum bugün yerim, hak kerimdir yarınaZerrece tamahım yoktur şu dünyanın varına Rızkımı  veren Hüda'dır, kula minnet eylemem.   Oy nesimi, can nesimi ol gani mihman ikenYarın şefaatlarım Ahmed-i Muhtar ikenCümlenin rızkını veren ol Gani settar ikenYeryüzünün halifesi hünkara minnet eylemem  Melamet hırkası Ben melamet hırkasını kendim giydim eynimeAr u namus şişesini taşa çaldım kime neAh! Haydar haydar taşa çaldım kime ne Sofular haram demişler aşkımın şarabınaBen doldurur ben içerim günah benim kime neAh! Haydar haydar günah benim kime ne Gah çıkarım gökyüzüne seyrederim alemiGah inerim yeryüzüne seyreder alem beniAh! Haydar haydar seyreder alem beni Nesimi''ye sordular yarin ilen hoş musun?Hoş olayım olmayayım o yar benim kime ne!Ah! Haydar haydar o yar benim kime ne(Nesimi)  ... Devamı