fatmahale
22 Takipçi | 0 Takip
10 02 2010

Manayı söylemeyen güzeli ne yapayım?

"Ne sazdan, ne sözden, ne evlattan, ne de güzel yüzden zevk aldım. Sazı severim, aşkımı söylerse. Sözü severim, yine onu söylerse... Manayı söylemeyen güzeli ne yapayım? Su içmek isteyen bir kimse için boş kadeh ne işe yarar? Fakat kadeh temiz, berrak ve latif olursa elbette suyun zevkini arttırır." (Kenan Rifai) Devamı

09 02 2010

ey beni halden hale koyan sevgili

Aşk geldi damarlarımda kan kesildi beni kendimden aldı sevgiyle doldurdu Bedenimin bütün cüzlerini sevgili kapladı Benden kalan yalnız bir ad, ondan ötesi hep O… Kalbime baktım bir fincan, Senin aşkın sonu olmayan engin bir deniz uçsuz bucaksız bir umman Fincan denize müştak ummana sevdalı…   Aşkın yaralı kalbime şifa… Aşkın çok ağır… Sol yanımdaki bu nida, sana doğru koşan bu ses ruhumun sesi değil mi? Sen değil misin damarlarımda akan. Beni şahdamarımdan hayata bağlayan… Boğazımda düğümlenen sineme zehirli bir ok gibi batan… Bütün gözlerden bana bakan beni böyle kor ateşle yakan sen değil misin? Ya bu içimdeki ateş, beynimde ve ruhumda kaynayan senin aşkın değil mi?   Ey beni halden hale koyan sevgili Beni sana kavuşturacak en güzel halle halendir… Yazgımız aşktır bizim…   (alıntıdır...)... Devamı

08 02 2010

Ya Rasul selam aleyke

Ya Nebi Selam Aleyke Ya Rasul Selam Aleyke Ya Habib Selam Aleyke Salavatullah aleyke Devamı

02 02 2010

Yoksulun gönlü, duman dolu odaya benzer

        Şebnem dergisi Ocak 2010 tarihli 60. sayısında yayınlanan yazım     Yoksulun Gönlü, Dumanla Dolu Odaya Benzer Fatma Hale Liman   Devamı

01 02 2010

Yudum yudum seni içtim; kanmadım...

    Yine Şems' te… Yine secde mahallinde Bir deli rüzgar esti gönlüme Gönlüm sıkı tutundu, Fırlayıp uçması an meselesi idi Kararını kaybetmesi an meselesi idi, Çığlık çığlığa tutundu...   Yine Şems’te… Yine secde mahallinde Düştün deli gönlüme Kurumuş gül yaprağı gibi düştün Kokusu aynı Hiç değişmemiş…   Kokladım, başımı kaldırmadan Kokladım, tüm hücrelerim sen oldun yine Ben, benlikten çıkıp, sen kesildim Sen’den başka her şey eridi   Yudum yudum seni içtim Kanmadım… (Konya, Şems-i Tebrizi camiinde hissediş) (fhl)... Devamı

22 01 2010

ıtrî - tekbir

    ITRΎ  Büyük Itrî’ye eskiler derler, Bizim öz mûsikîmizin pîri; O kadar halkı sevkedip yer yer, O şafak vaktinin cihângîri, Nice bayramların sabah erken, Göğü, top sesleriyle gürlerken, Söylemiş saltanatlı Tekbîr’i. Fethedilmiş uzak diyarlardan, Vatan üstünde hür esen rüzgâr, Ses götürmüş bütün baharlardan. O dehâ öyle toplamış ki bizi, Yedi yüz yıl süren hikâyemizi  Dinlemiş ihtiyar çınarlardan. Mûsıkîsinde bir taraftan dîn, Bir taraftan bütün hayât akmış; Her taraftan, boğaz, o şehrâyîn, Mâvi Tuna’yla gür Fırât akmış. Nice seslerle, gök ve yerlerimiz, Hüznümüz, şevkimiz, zaferlerimiz, Bize benzer o kâinât akmış. Çok zaman dinledim Nevâ-kâr’ı, Bir terennüm ki hem geniş hem şûh, Dağılırken “Nevâ”nın esrârı, Başlıyor şark ufuklarında vuzûh, Mest olup sözlerinde her heceden, Yola düşmüş, birer birer, geceden Yürüyor fecre elli milyon rûh. Kıskanıp gizlemiş kazâ ve kader Belki binden ziyâde bestesini. Bize mirâsı kaldı yirmi eser. “Nâ’tıdır en mehîbi, en derini. Vâkıa ney, kudüm gelince dile, Hızlanan Mevlevî semâıyle Yedi kat arşa çıkmış “Âyîn”i. O ki bir ihtişamlı dünyâya Ses ve tel kudretiyle hâkimdi; Âdetâ benziyor muammâya; Ulemâmız da bilmiyor kimdi? O eserler bugün defîne midir? Ebediyyette bir hazîne midir? Bir bilen var mı? Nerdeler şimdi? Öyle bir mûsıkîyi örten öl&uum... Devamı

22 01 2010

Nasıl feryad edilmez sevgiliden ayrılığa...

Dede Efendi'den ney taksimi Bu ney ruha üflenir de Nasıl gidilmez elest bezmine... Nasıl feryat edilmez sevgiliden ayrılığa Nasıl dayanılır dünya zindanına... Devamı

22 01 2010

Ruhum hayran, yaradana şükran şu anda...

  Çok değer verdiğim mümtaz şahsiyet Cinuçen Tanrıkorur'un (1938- 2000) ud taksimi eşliğinde Segah peşrev, insanı derunundan yakalıyor, alıp götürüyor da bırakıvermiyor... Ruhum, hayran bir o kadar Rabbime şükran... Sazendelerin naifliği, zarafeti, tevazusu bir harika... Yozlaşmaların kol gezdiği dünyaya inat güzellikler hiç bitmiyor hamdolsun...     Devamı

22 01 2010

Hayat

  Hayat çetele tutmak değildir...   Hayat; Seni kaç kişinin aradığı, kiminle çıktığın, çıkıyor olduğun veya çıkacağın demek de değildir. Kimi öptüğün, hangi sporu yaptığın, kimlerin seni sevdiği de değildir. Hayat, ayakkabıların, saçın, derinin rengi de değildir. Nerede yaşadığın veya hangi okula gittiğin de değildir. Aslında hayat; notlar, para, giysiler, girmeyi başardığın ya da başaramadığın okullar da değildir.   Hayat; Kimi sevdiğin ve kimi incittiğindir. Kendin için neler hissettiğindir. Güven, mutluluk, şefkattir. Arkadaşlarına destek olmak ve nefretin yerine sevgiyi koymaktır.   Hayat; Kıskançlığı yenmek, önemsemeyi öğrenmek ve güven geliştirmektir. Ne dediğin ve ne demek istediğindir. İnsanların sahip olduklarını değil, kendilerini olduğu gibi görmektir. Her şeyden önemlisi hayatı, başkalarının hayatını olumlu yönde etkilemek için kullanmayı seçmektir. İşte hayat bu seçimden ibarettir.   İnsanların en acizi dost edinemeyen, Ondan daha acizi ise dost kaybedendir…   Charles Eguone... Devamı

19 01 2010

Muhammed'in (s.a.v.) aşkındandır

Bağrımdaki biten başlar(baş:yara) Muhammed'in(sav) aşkındandır Gözlerimden akan yaşlar Muhammed'in(sav) aşkındandır Her sabah akşam yandığım Alemlerden usandığım Çarh urup sema döndüğüm Muhammed'in(sav) aşkındandır Sular gibi çağladığım Yüreğimi dağladığım Seherlerde ağladığım Muhammed'in(sav) aşkındandır Dahl edenler devranıma İrmediler seyranıma Kıydığım tatlı canıma Muhammed'in(sav) aşkındandır Görün Seyfullah'ın kastın Sever ol Allah'ın dostun Sorarlarsa niçin mestsin Muhammed'in(sav) aşkındandır   Seyyid Seyfullah Hz. Devamı

19 01 2010

Şem-i ruhuna cismimi pervane düşürdüm (segah niyaz ilahisi)

Şem’-i ruhuna cismimi pervâne düşürdüm Evrâk-ı dili âteş-i sûzâne düşürdüm Bir katre iken kendimi ummâne düşürdüm Hayfâ yolumu vâdi-i hicrâne düşürdüm Takrîr edemem derd-i derûnum elemim var Mevlâ’yı seversen beni söyletme gamım var Dinle sözüm sana direm özge edâdır Dervîş olana lâzım olan aşk-ı Hudâ’dır Âşıkın nesi var ise ma'şûka fedâdır Semâ safâ câna şifâ rûha gıdâdır Aşk ile gelin eyleyelim zevk u safâyı Göklere değin ir görelim Hû ile Hâyı Mestâne olup depredelim çeng ile nâyı Semâ safâ câna şifâ rûha gıdâdır Ey sûfî bizim sohbetimiz câna safâdır Bir cür'amızı nûşidegör derde devâdır Hak ile ezel ettiğimiz ahde vefâdır Semâ safâ câna şifâ rûha gıdâdır Aşk ile gelin tâlib-i cûyende olalım Şevk ile safâlar sürelim zinde olalım Hazret-i Mevlânâ’ya gelin bende olalım Semâ safâ câna şifâ rûha gıdâdır. (Şems ü Mevlânâ’nın sırrı Sultân Veled hz.) ... Devamı

18 01 2010

Özel buluşmamız...

  Heyecandan kalbim hala kıpır kıpır…   Bu gün en sevdiğimle ciddi ciddi buluşma günümdü… Her gün buluşurduk buluşmasına da bu biraz daha özel olsun istedim. Ona özel, bana özel, ikimiz için…   Epey hazırlandım, kendime çeki düzen verdim. En güzel kıyafetimi giyindim O’na çok değer veriyordum azıcık hissettirmek içindi.   Gerçi O benim içimden geçen her şeyi bilirdi, beni her halimle bilirdi, böylesi bir hissettirmeye zerrece ihtiyacı yoktu, ama olsun, ben O’nu çok önemsediğimi hissetmek için, kendim için, benim yanımda biriciğimin yerini anlamlandırmak için hazırlandım.   Beni beğensin diye değil, zaten beğenirdi… Beni sevsin diye değil, zaten çok severdi… Benimkisi O’nu çok sevdiğimi, en hakiki dostumun sadece O olduğunu O’na tekrar açıklayacağım için biraz daha özen idi o kadar.   Zaman, mekan ve olaylar aramızda mesafe oluşturuyordu. Mesafeler asla O’ndan kaynaklanmıyordu, sadece benden kaynaklanıyordu. O benim en yakınımda, derunumda olduğu halde gaflete düşüveriyordum da; canımdan, özümden, biriciğimden uzak kalıyordum.   Bu gün O’nunla bunları konuşacaktım.   O bana o kadar yakınken her anımda, her mekanda benimle birlikte iken ben bazı anlarda O’ndan nasıl gafil oluyordum? O beni çok ama çok severken, ben nasıl olup da olur olmazlarla meşgul olup O’nun sevgisine gereken kıymeti veremiyordum? O benim için her şeyi kolaylaştırmaya çalışırken, beni benden daha çok düşünüp, en ince detayları unutmazken, ben nasıl oluyordu da bazen kolaylaştırmaları anlayamıyor, işin sırrını çözemiyor ve sitem ed... Devamı

16 01 2010

Yazan sen değilsin, yazdırana bak

Bazen gönlüm coşar, dilimden kağıda dökülür, hemen bloguma eklerim. Sonra enteresan bir şey olur; aklım devreye girer ve gönlümün hislerini gereksiz bulur: "Çok fazla duyguların ortada… Yüzeyde dolaş derine inme... Okuyucuya merhamet et, kimseyi zanna sürükleme..." der. Bu kez gönlüm ikna olur. Hemen o güzelim yazımı blogumdan kaldırıveririm.    Bu kez de şaşılacak bir şey olur; aklımın kararını zorla kabul eden gönlümün hüznünü dindiremem. Gönlüm aklıma içli içli seslenir: "yazan sen değilsin ki, yazdırana bak... El Hakîm olana sığın, Gönlünle cedelleşmeyi bırak."   Yazımı bloguma epey zaman geçtikten sonra yeniden eklerim.   Bu gel-gitler bana ait, beni anlatır Aklımla gönlümün gelgitleri Bir kararda duramayışımın izleri... Hikmeti bilemeyişimin çaresizliği...   Aşağıdaki gönlümün parçaları, bu kararsızlık anlarında blogumdan çıkarılmış olanlar… Gönlümün hikmete sığınıp, gerçek faili görüp yeniden eklettikleri…     Söyle bana gül yüzlüm; şimdi ben ne edeyim       Gece idi, yüzü örtülü, sessiz birini gördük Bizi görünce durdu fakat ses etmedi Bilemedik kim olduğunu da: “Kimdir bu gece gece sessiz, yüzü örtülü Dost ise açar yüzünü değilse belli ki yabancı…” Deyip biraz sinirlice davrandık Görseydik yüzünü; O derdik İşitseydik sesini; O derdik Ses vermedik. Meğerse dostumuz bizi sınamış Bilmeden kaybettiğim bu k... Devamı

15 01 2010

Elinde ateşten güller vardı

  Elinde ateşten güller vardı Gönül haneme bırakıverdin Gönül hanemde her ne varsa hepsi yandı Geriye ateşten güllerin kaldı   Yine benim hiç kararım kalmadı...   (fhl)  ... Devamı

15 01 2010

İlahi!

  Namımı, defter-i uşşakından ihraç eyleme, Kendi muhtacını, muhtacına muhtaç eyleme.                                                                                Devamı