fatmahale
22 Takipçi | 0 Takip
17 11 2007

HZ. ADEM VE HAVVA DÜNYADA İLK GÜN NE KONUŞTULAR

HZ ADEM VE HAVVA DÜNYADA İLK GÜN NE KONUŞTULAR

            Bugün Akaid dersinde öğrencilerimizle kutsal kitaplardan, sahifelerden bahsediyoruz. ‘Neden Hz. Adem’e çok az bir sahife inmişte diğer peygamberlere daha çok inmiş? Neden hemen sahifelere ihtiyaç duyulmuş? Kötülük yaygın mıymış? Sahifeler inmesi için okuma yazma bilmeleri gerekir; demek ki biliyorlarmış. Kağıt, kalem’ derken iş tabiî ki çok uzadı. Ve biz çok farklı bir ders işledik.

            Her şeyi bilmek yeter mi? Hz. Adem yeryüzüne indiğinde her şeyi biliyordu. Tüm ilimler O’na öğretilmişti, tüm isimlerle birlikte tabiî ki. Peki dünyaya indiklerinde neler yaptılar? Bu kadar bilgi bir işlerine yaradı mı?

            Cennet

            Dünya

            Ne kadar birbirlerine benzerler, ne kadar benzemezler?

            Birisi teknolojinin tüm imkanlarının en üst boyutta yaşandığı bir yer; haberleşme için telefona bile ihtiyaç yok; onlar aşılmış. Ulaşım için tren, uçak, otobüs, arabaya ihtiyaç yok refref ile Burak’ın yanında bizim taşıtlar, oyuncak kalır. Estetik, giyim, kuşam, gıda ihtiyaçlarının karşılanması… Hizmet alınıyor orada verilmiyor. Hizmette kimse kusur işlemiyor, halifeyiz ya! Tüm melekler emre karşı gelmemiş bize secde etmişler. Çok itibarlıyız yani… Hiçbir şey için çalışmaya ihtiyaç yok, yorulmaya gerek yok. Yemek? İstemeniz yeterli. Daha doğrusu sadece düşünün. Demek ki iletişimin o boyutları da var. Sen düşünüyorsun hemen oluyor.  Yani istek ve arzuların hemen gerçekleştiği, maduriyetin olmadığı, harikanın bir kelime olarak bile aciz kaldığı bir yerden bahsediyoruz. Artık zirve; ondan ötesi yok.

            Diğeri dünya…  Birdenbire çok üşüdüm! Birdenbire içimi bir kasvet kapladı. Dünyanın nasıl bir yer olduğunu biliyoruz çünkü. Acıların üzüntülerin, zulmün bol olduğu; sorumlulukların, hiçbir şey kolay kazanılmadığı için daima çalışmanın gerektiği; hayatta kalabilmek için daima mücadele verilmesi gerekli bir yer. Arada bir de gülüyoruz belki, ama hüznün yanında devede kulak kalıyor mübarek.   

            Hz. Ademle Havva için dünya; yani cenneti görmüş, oradaki yaşantıya şahit olmuş iki insandan bahsediyoruz; onlar için uçuruma yuvarlanış. Cennete göre nasıl anlataydım bilemedim de o yüzden bu kelimeyi kullandım. Biraz ağır mı oldu?

            Böylesi bir Akait dersinden sonra; bugün ayağımda yaralanınca ne yapmalı? Ya okumalı, ya düşünmeli, ya yazmalı. Boş durulmaz; faydalı?!!! şeyler düşünmeli. Sonra da yazmalı. Ben de işlediğimiz dersten çok etkilenmişim anlaşılan, aklıma Hz. Adem ile Havva geldi. Beraber oldukları dünya günlerinin ilkinde neler konuştular acaba? Benim hayal gücüm bu kadarına yetti. Buyurun!  

            İlk gün ve havanın kararmaya başladığını keşfediyorlar; cennette karanlık yok. Hz. Adem dünyaya dair her şeyi ilmel yakin biliyor ama aynel yakin, yeni gerçekleşecek. Hayat mücadelesi ile birlikte hakkal yakin olacak.  Üşüyorlar; cennette soğuk yok. Sığınacakları bir yer yok. Sabahtan beri hiçbir şey yememişler; açlar.

            Konuşmaya başlasınlar mı?

            _Adem ben çok acıktım, ne yapacağız? Hiçbir şeyimiz yok. Cennette ne güzel ekmekler vardı. Keşke şimdi burada olsalar!

            _Ekmek mi dedin? Çok zor. Bir ekmek sahibi olmak bir sene ister.

            _Bir sene mi?

            _Tohum bulacaksın, ekeceksin, hasat edeceksin, buğdayı başaklarından ayıracaksın, un yapacaksın, suyla yonuracaksın, ateşte pişireceksin. En önemlisi toprağı süreceksin. Evet en teknolojik aletleri biliyorum ama şimdi o aletlerin parçalarını nereden bulacaksın? Nasıl bir araya getireceksin? Parça mı dedim? O, parçaları yapmak için maden bulacaksın, işleyeceksin, yüksek ısılarda döküm yapacaksın. Yüksek ısı için çok kalorili ateşe ihtiyaç var, taşkömürüne ihtiyaç var.

            _Onlar nasıl bulunulur Adem? En basitinden başlayalım.

            _O zaman, otları tanıyorum, hangisi zehirler, hangisi zehirlemez biliyorum, öğretilmişti. Yarın şöyle bir etrafa bakar yiyecek otları inceleriz.

            _Nasıl yiyeceğiz? Kuru kuru mu?

            _Pişirmekten bahsediyorsan, bunları pişirmek için farklı sebzelere de ihtiyaç var; soğan, patates, ıspanak, sebzelerin hepsi için tohum lazım. Bunları bir araya getiremeyeceğimize göre…

            _Anladım. Cebrail’den istesek bize tohumları getirir mi ki?

            _Öyle her istediğimizde Cebrail gelemez Havva. Alışmaya çalış. Burası dünya. Allah izin verirse gelebilir.

            _Ama çok ihtiyacımız var Adem. Tohumları O getirmezse nereden bulacağız. Allah bizi yeryüzüne indirdi ise unutmadı ya! Bizim ne yaptığımızı nelere ihtiyacımız olduğunu görüp bilip duruyor. Çok dua etsek bize mutlaka yardım eder. Ben Allah’tan yardım istiyorum Adem, bu kadar şeyin üstesinden nasıl geleceğiz?

            _Hemen ümitsizliğe kapılma. Bulunur her şeyin bir çaresi.

            _Cennette ne güzel her şey ayağımıza geliyordu. Burada hep biz çalışacağız, öyle gözüküyor. Ben, açıkta uyumaktan korkuyorum. Çok korkunç hayvan sesleri geliyor. Cennette korku nedir bilmiyordum. Burada kalbime hep korkular geliyor.  

            _Korkulacak bir şey yok. Her ikimizin de aklı var. Aklımızla kendimizi korumayı öğreneceğiz. Önce bir su arayalım. Su kenarında kendimize bir yer yaparız.

            _Kolay mı? Nasıl yapacaksın?

            _En basitini düşünelim. Ağaçlardan faydalanabilirim. Şimdilik bir mağara arayalım. Açıkta kalmayalım. Belki yarın senin için bir hayvan avlarım.

            _Nasıl öldüreceksin? Silahın, bıçağın keskin hiçbir şeyin yok ki.

            _Doğru söylüyorsun. Şimdilik keskin bir taş bulmalıyım. Önce taş atar öldürürüm. Keskin bir taşla da parçalarım. Bıçak, adı çok kolay söyleniveriyor ama onun yapılması içinde o kadar çok şeye ihtiyaç var ki…

            _Çok uzun sürer hayvanı parçalamak Adem; taş keskin bile olsa. Hem ben çiğ çiğ yiyemem.

            _Ateşten bahsediyorsun. Ateş için bildiğim yöntemler var. Uygularım, yakacak da ararım.

            _Ben ne yapayım Adem?

            _Tohum bulursak toprağı kazarız birlikte sen ekersin. Diğer sebze tohumlarını da buluruz inşallah sen ekim dikimle uğraşırsın, ben de avcılıkla, barınak temini ile.

            _Allah bizi yalnız bırakmaz değil mi Adem?

            _Bırakmaz. Demin sen dememiş miydin Yüce Allah, bizim her halimizi biliyor diye?

            _Doğru söylüyorsun ama yine de senin söylemen beni daha çok rahatlatıyor. Birbirimize bunu hep hatırlatmalıyız Adem hep. Değilse bu kadar güçlüğe katlanamayız.    _İnşallah Cebrail yarın bizi ziyaret eder. Evvel Allah, O benim dostum. Allah’ın izniyle bizi yalnız bırakmayacaktır.

            _Biraz rahatladım Adem; iyi ki varsın.

            _İyi ki sen da varsın. Bu dünyaya tek başına katlanılmaz.

            Hayat onlar için çok zormuş gerçekten. Cennete hasretle dünyaya alışması da var işin içinde.          

            Tohumları Cebrail(a.s.) getirdi mi acaba?

           

             

 

 

 

7662
0
0
Yorum Yaz