fatmahale
22 Takipçi | 0 Takip
17 11 2007

HAVA BUZ GİBİ İÇİMİZDE ÖYLE

                

HAVA BUZ GİBİ İÇİMİZDE ÖYLE*

Hava buz gibi. Kar yağıyor. Hiç alışık olmadığımız bir dünyanın kapılarını çalıyoruz. Sadece endişeliyim, çünkü buranın sakinleri ile nasıl iletişim kuracağımı bilemiyorum… İlk nasıl başlamalı? Tamam ismini, nereli olduğunu sorduk, ya ondan sonrası…

İlk tanışmamız olduğu için hepsi bir arada olsunlar istiyoruz. İkramımızı da yanımızda getiriyoruz, kişi ihsanın kulu imiş derler. Belki aramızda muhabbetin oluşmasında bir vesile olur…

Hazırlıklar tamamlanıyor, herkes masalarda yerlerini alıyor, hep birlikte salavatlar, tekbirler getiriyoruz, gözlerinden yaşlar süzülüyor birçoğunun… Nereden geldiğimizi söylüyoruz, sizin için, sizi sevdiğimiz için geldik diyoruz, alkışlıyorlar... İkram bitiyor, odalarına çekiliyorlar. Biz de onlarla çıkıyoruz. Esas işimiz şimdi başlayacak…

Koridordaki kanepede oturan hanım dikkatimi çekiyor. İki kaşının ortasında ufak bir yara var. Burnu ve gözlerini altı sararmış. ‘Ne oldu?’ diye soruyorum. Daha  bir aydır   burada. Geldiği ilk gün gözü kararmış, düşmüş. Doktora çıkmadım diyor. Bana artık ölmek lazım ama isteyince de olmuyor, diyor. Ağlıyor…

Ardahan’dan tek ben varım burada diyor, bakamadılar, beni buraya attılar, diyor. Öyle deme hamdolsun sıcacık bir yerdesin, yemeğin önüne geliyor, yatacak yerin var, senin sırtını kimse yere getiremez, arkanda koskoca devlet var diyorum. Ağlıyor…

Burada tecrübeli bir  personel; ‘ilk gelenler böyle olur, alışırlarsa üç ayın içinde alışıyorlar, alışamazlarsa ölüyorlar’ diyor. ‘Eğer alıştıkları odalarını bir değiştir, o zamanda ilk geldikleri gün gibi oluyorlar, ağlayıp üzülüyorlar, hastalanıyorlar’ diyor…

Alışmış olduğun ortamdan alınıp, hayatın boyunca hiç tanımadığın bir ortama getiriliyorsun, işte yeni evin deniliyor. Düşünüyorsun yeni ev, eski aile, yeni insanlar… Sahi aile ne demek? Şimdiye dek beraber olduğum insanlar ailem değil miydi? Yoksa yıllarca ben öyle mi zannettim?

 Ankara’ya okumak için gittiğim ilk senemi hatırlıyorum. Bir ay kimseyle konuşmamıştım, okuldan gelince odama çekiliyor, yorganı başıma çekip ağlıyordum.Yemeğe bile inmiyordum.Yurttaki kızların dikkatini çekmiş olmalı ki topluca gelip, çay saati beni aşağı indirmişlerdi. Kimsenin dokunmasına gerek yok, ben yine… Sıcacık ilgi beni rahatlatsa da tam manasıyla alışmam bir dönemi bulmuştu. Biz gençtik, orada geçici olarak bulunuyorduk, bir amacımız vardı; okumak için gelmiştik. Yeni yerler,  yeni arkadaşlıklar, yeni paylaşımlar bizler için harika fırsatlardı. O bir dönemdi ve güzel anılar olarak hayatımızda yerini aldı. Sonra herkes memleketine, ya da hayatın yeni bir dönemine kucak açtı.

‘Şimdiden sonra bana ölmek lazım’ sözü  çok daha başka…

Hayatlarında tüm dönemleri bitirmişler, evlenmiş, çocuk yetiştirmiş, onları da okutmuş, evlendirmişler, eşlerini kaybetmiş, yalnız yaşayamamış, evlatlarına sığınmışlar. İşte tam da burada her şey kopuyor. Kardeş  kavgaları; ‘ben çok baktım birazda siz bakın, eşim istemiyor ağabey annem (ya da babam) sana daha münasip’ veya ‘Hayır kardeşim benim eşim de çok rahatsız; sinir hastası oldu artık kaldıramıyor’ vb… Bunlar böyle uzayıp,  gider… Doksan yaşında Yunanistan göçmeni, teyzenin anlattıkları idi, bunlar… Bizimle sakinleri tanıştıran kurum personeline dönüyorum; ‘doğru diyor, en sonunda gelini kadını döverek kapı dışarı kovmuş, evlatlar??? da anneleri için en iyisini düşünüp buraya bırakmışlar. Gözleri kan çanağı gibi… Hiç durmamasına ağlıyor’ diyorlar. İhanetin, hayal kırıklığının, çaresizliğin, kimsesizliğin  göz yaşları bunlar…

Hayatın ilk dönemleri kolay geçiyor, ya son dönemleri… Kendini hiç işe yaramaz, istenmeyen kimse olarak görüp de; artık torun sevip, tecrübeli, saygıdeğer bir büyük olarak evlatlarının kanadında hayatının son noktasını da sevdiklerin ile birlikte koyma arzusunu güderken, bu ne şimdi…

Erzincan’dan getirilen teyzeyi o kadar çok sevdim ki; dört yıl evvel kaybettiğimiz babaannemin tıpkısının aynısı. Bembeyaz pamuk gibi… Kucaklıyorum, öpüyorum… Hani sevgiye aç çocuklar büyükleri kendilerini öperken, kıpırdamadan dururlar ya, sanki kıpırdasalar artık sevilmeyeceklermiş gibi düşünürler  ya, onlar da öyle… O kadar çok sevgiye muhtaçlar ki… Seni yanımda götüreyim, benim babaannem ol diyorum, dememle de çok üzülüyorum, çünkü hazırlanmaya başlıyor, benimle gelmek için. İzin verirler mi diyorum, olmuyormuş. Ümitlendirdim, bir de ben incittim diye kahroluyorum, hadi! Şimdi de ben kopuyorum… Dışarıya zor atıyorum kendimi.

Görüşülecek, konuşulacak, yalnız değilsiniz, herkesin bir  sahibi var, Oda Yüce Allah diyecek dinlenilecek, duyguları paylaşılacak o kadar çok kimse  var ki; gerçekten  profesyonel bir eğitime  ihtiyaç var. Batı da  bu durum kimsenin  zoruna gitmez, huzur evinde kalmak zor gelmez kimseye… Bizim toplumumuz da öylemi ama…? Batı da  aile , on  sekiz  yaşına  gelince çocuğunu  dışarı atar, kendi  başının çaresine bak der, biz de ise ömür boyu evlat , evlattır. Benim  annemin  bu yaşta bize hizmet edişine baksanız, hayret edersiniz.

Ayetleri düşünüyorsunuz; ana- baba konusunda, hadisleri düşünüyorsunuz, yaşanana bakıyorsunuz nasıl bu hale gelebilmişiz? Nasıl yozlaşmışız? Ne kadar bencil olmuşuz? ‘Zahmet  kadar rahmet vardır’ sözünü  kim söylemiş sahi? Her halde aklı olmayanın biri… ‘Gelinler kayınvalidelerine bakmak zorunda değiller’ deyip de bunu dillendirenler; ota, çöpe, her türlü yaratığa merhamet etmedikçe, göktekilerin de bize merhamet etmeyeceğini de  bilirler tabi… Hayvana merhamet et, köpek yavruları için saatlerce ağla, iş evin büyüğüne gelince mecbur değilim, oğlu baksın… Hani birbirimizi sevmedikçe gerçek Müslüman değildik, hani müminler duvarın tuğlaları gibiydi, hani bir müminin dünya sıkıntılarından birini giderince Allah da bizim sıkıntılarımızı giderirdi? Efendim buradaki kapsama alanına kayınvalide-kayınpederleri alamıyoruz. Niye? Din bunu bana emretmiyor. Oğlu baksın. Kadının yapacağı şey belli, erkeğinki belli. Hem herkesin ana-babası yok mu bu dünyada? Onlara kim baksın? Bu ‘baksın’ kelimesini kullanmaktan! yemin ediyorum, haya ediyorum…

Bizlere seminer veren psikolog; ‘hiç biriniz şu anki durumuna güvenmesin çünkü zamanın sizi nereye götüreceğini bilemezsiniz’ demişti.

Altmış yaşından sonra hayata daha farklı bir yerden tekrar başlamak, o kadar kolay mı? Kolay değil olsa gerek ki teyze; ‘kızım bize artık ölmek lazım’, diyordu… Çok ağlayan teyzenin birine ne de güzel; ‘ kaloriferin yanında sıcacık oturuyorsun, en güzel yemekleri yediriyorlar, tertemiz giydiriyorlar’ diyorum. Ama o; ‘soğuk olsun, ailem olsun’ diyor. Doğru fıtrata uyanı bu olmasa Allah insanoğlunu aile içinde yaratmazdı. Çünkü hayatın her döneminde aileye muhtaç insan, herkes ailesi ile anlamlı hisseder kendini, güçlü hisseder, zorluklara onların desteği ile daha kolay katlanılır çünkü… Bizim kurum da,  kadrolar asla dolmaz demişti bir  yetkili,  çünkü her  ay birkaç kişi vefat eder…

Bir darülaceze sakinin dediğine göre; bundan on yıl kadar evvel buraya  gelenler birbirleriyle daha güzel iletişim kurarlarmış, yeni gelenler ise  kimseyle  konuşmuyor, birlikte gezmiyorlarmış. Bu da epeyce düşündürdü beni. Neden? Belki de iletişim kabiliyetimizi iyice kaybetmişiz, birbirimizin hal ve hatırını sorma özelliğimiz yok olmuş, derdiyle dertlenme bitmiş. Gerçekten istemediğinden değil bilemediğinden… Tanımıyor kimseyi, bu yüzden de korkuyor belki de… Hayat onları o kadar hırçınlaştırmış ki çok çabuk kavga ediyorlar. Çok çabuk ağlıyorlar. İfrat ve tefritlerdeler. Bize ulaşan ön bilgi de hemen hepsinin psikolojik rahatsız oldukları yazıyor. Çok görmüyorum, benim de bozulurdu…

Yetkililer gerçekten iyi çalışıyor onlara diyecek bir şey yok. Denecek tek şey şu ki; fıtrata uymuyor, kurumsal çözümler. Daha çok, cenazeler kalkar oradan, daha çok yaşlı; ‘  yağmurlar, onların  mazlum  yüzleri  hürmetine, rahmet olarak  yağdığı  halde  göz  yaşı  döker.

Dünyada bedava olduğu halde insanların birbirlerine vermekde cimrilik yaptıkları, kıskandıkları tek şey ‘sevgi’. İnsanoğlunun olmazsa olmaz; muhtaç olduğu en önemli şeyde sevgi. Sevgi fakiri olmak en acısı. Ya sevmeyi unuttuk, ya da bizimkisi sevgi değil… Fatma Hale Liman 21.2.2006

 

 

 

21
0
0
Yorum Yaz