AİLE İLİŞKİLERİNDE FEDAKARLIK DUYGUSU

2007-11-21 22:07:00

AİLE İLİŞİLERİNDE FEDAKARLIK DUYGUSU

            ‘Sevgi ile yorulmadan ilerleriz, sevgi ile sadece onunla başkaları için fedakarlık yapabiliriz’ der bir Kızılderili atasözü…

            ‘Dünyada her şeyin bir ölçüsü bir tartısı vardır. Sevginin tartısı fedakarlıktır.’ Der Abdülaziz Bekine

            Feda olmak, yok olmak, varlığından vazgeçmek, bunu da çekinmeden isteyerek yapmaktır fedakarlık

            Ashap diyordu ya! Allah Rasulü’ne ‘Anam, babam, canım malım sana feda olsun Ya Rasulallah!’ Önceliğe Allah ve Rasul sevgisini alıp, kendini çokluktan tek olan tevhide oturttuktan sonra, nefsini kurban edip, ‘önce Rabbim’ zihniyetini yerleştirip, kendini kendinde yok edip, ‘ben’i unutmaktır fedakarlık. Benlik ve bencillikle yürümez asla fedakarlık… Hiç bir fedakarlık Allah’a kul olma vazifemizin önüne geçemez. Önce kuluz, sonra anne, önce kuluz sonra baba, önce kuluz sonra evlat. Sıra budur. Hayata geliş gayemizdir çünkü kulluk. Çocuklarımız çeşit çeşit börek yesin ya da her gün dip bucak temizlenen evde yaşasınlar diyerek namazı kaçırmak, önce çocuklar deyip, Kur’an’dan uzak durmak değildir fedakarlık. Fedakarlık Allah’a kul olup güç kazanmakla, O’nun desteğini, rızasını almakla mükemmel manaya ulaşır. Gerisi yalın ve kurudur. Ruh ve duygu yoktur.  

            Herhangi bir durumda fedakarlıktan söz edebilmek için ilk önce sevgi terazisini kurmak gerekir. Sevginin olmadığı bir yerde fedakarlıktan söz etmek mümkün olmaz çünkü... Gecenin en koyu, uykunun en derin olduğu zamanda uykudan fedakarlık edip minicik bebeğiniz için uyanıp onu beslemeniz, ağlıyorsa, bir rahatsızlığı varsa saatlerce uyumayıp onun rahatsızlığını gidermeye çalışmanız sevgisiz mümkün değildir çünkü…

            Çok da iyi bir mesleğiniz var ama her haliyle tamamen size bağımlı ve muhtaç bir yavruya mesleğinizi feda etmeniz, doktora gitmeniz lazım bir miktarda biriktirmişsiniz, bakıyorsunuz ki evladınızın eğitimi için sizin biriktirdiğinize ihtiyacı var hiç düşünmüyorsunuz veriyorsunuz, ‘önce o, ben nasılsa olurum’ diyorsunuz, anneniz felç geçirmiş, yatağa mahkum ve bakıma ihtiyacı var, gezmenizi, eğlencenizi, sosyal aktivitelerinizin hepsini bir tarafa bırakmışsınız annenizin bakımı ile meşgulsünüz, O kara kışlarda soğuktan uyuyamayan evlatlarınızın üstünü kendi örtünüzde dahil örtüp, üşüyüp hastalanmamalarını temine çalışmanız, siz bekarken hiç kahvaltı hazırlamazdınız, evlendiniz, eşiniz için erkenden kalkıp kahvaltı hazırlıyorsunuz, çok sevdiğiniz şeylerden; maçınızdan, yiyeceğinizden, eğlencenizden, uykunuzdan, mesleğinizden, malınızdan, vaktinizden sevdikleriniz için vazgeçebilmeniz sevgisiz mümkün olmaz çünkü…

            Çocuğunuz güzel bir ahlaka sahip olsun diye ona daima güzel bir örnek olmaya çalışmanız, yalandan, dedikodudan, bencillikten, vefasızlıktan önce sizin sıyrılıp çıkmanız, kendinizi geliştirip, aydınlık bir beyne sahip olup çocuğunuza da bunları aşılamaya çalışmanız en büyük fedakarlık.

            Huneyn savaşında, Ebu Hureyre’nin bir damla suyunu kardeşi Hişam’a tercih eden İkrime gibi, yine diğer susuz kardeşine tercih eden Hişam gibi son nefesinde suya hasret ama önce kardeşim diyebilmektir fedakarlık… Kardeşlerini okutmak için çalışan ağabeyler, dikiş dikip kız kardeşinin yuva kurmasını temin eden ablalardadır fedakarlık, kocası hasta yatıp da sırf ailesinin bir günlük nafakasını kazanabilmek için karton, kağıt toplayan, bunu yaparken de; ‘insanlar bana bakıyor mu? Ne düşünüyorlar?’ gibi hiçbir endişesi olmayan kimsenin yaptığıdır fedakarlık… Kendi koşullarını, istek ve arzularını bir yana bırakıp önce sevdiklerim demektir fedakarlık…

            ‘Hevasını ilah edineni gördün mü?’ diye sorar Allah’u Teala… Heva; bencillik, sırf kendi istek ve arzularım, diğerleri beni ilgilendirmez düşüncesidir. Egoistlik hafif kalıyor artık tam da karşılığı egomani kavramı ile açıklanıyor günümüzde… Bu kafa yapısının fedakarlığa yüklediği anlamlar tam da şöyle:

            Kendinden feda ettiklerin seni eksiltir. Sanma ki değer bulacaksın! Eksile eksile bitecek tükeneceksin!...

            Çoğu insanın hak etmediği eski bir insan geleneği…

            Fedakarlık yaptık diyenler sadece karşılarındaki insanları kendilerine borçlu bırakmaya çalışırlar, ama şunu bilsinler ki; kimse borçlu olduğu kişileri sevmez…

            Kendinden ödünler vere vere bir de bakarsın ki sen eski sen değilsin. Kendini bile tanıyamazsın. İşte o an, senin bittiğini gördüğün andır. Kişiliğinde yoktur. Sen başkalarına ayarlı bir saatsin. Sahi sen kimsin? Kim şimdi sana saygı duyar?

            Bazı büyüklerimizden duyarız: ‘Nice fedakarlıklarda bulundum ömrümü verdim ben evlatlarıma da hiç kıymet bilmediler.’

            Şimdi burada iyi düşünmek lazım;  Ben fedakarlığı ne için yaptım? Beklentim mi vardı? Bekliyorsam ne bekliyordum? Ne oldu? Hak ettiğimi bulamadım, şimdi ne olacak, yaptıklarımın hepsi boşuna mı imiş?

            Bunlar öyle sözlerdir ki; eğer kişinin dini alt yapısı olmasın aklına da uyar, kendince fedakarlık yapmamak için kılıfta bulur insanlar… Ama İnsan suresi 8-11. ayetler hemen kişinin aklını başına getirir: ‘Kendileri ona duydukları sevgiye rağmen yoksula, yetime ve esire yedirirler. ‘Biz size ancak Allah’ın rızası için yediriyoruz, sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne bir teşekkür. Çünkü biz asık suratlı zorlu bir gün nedeni ile Rabbimizden korkuyoruz.’ Artık Allah onları böyle bir günün şerrinden korumuş ve onlara parıltılı bir aydınlık ve bir sevinç vermiştir.’

            Bu ayet bizlere; fedakarlığın sevilen şeylerden yapıldığını, fedakarlığın yapılması gerektiğini çünkü Allah’ın, fedakar kimseyi sevdiğini, ondan razı olduğunu, fedakarlık yapan kimsenin hiç çekinmemesi gerektiğini ki; karşılığının, en zor günde, aydınlık ve sevinç olarak kendisine geri döneceğini söyler bizlere…

            Fedakarlık, en çok da aileye, ailenin tüm fertlerine yakışır. Çünkü tolumun temel taşıdır aile, gül bahçesidir, tüm karakterlerin ilk şekillenme yeridir. Ahlaki temel, ailede ne kadar güzel ve özenle atılmış ise onun üstüne inşa yapmak kolaydır. Bencilliğin yeri değildir aile. Önce ben derse herkes bu kadar çok benin arasında birlik ve beraberliğin eserinin bile olmadığı iyi bilinir ailede. Herkes birbiri için fedakarlık yapar ne sadece anne, ne sadece baba… Aksi halde birileri fedakarlık yapacağım diye çabalarken, istemeden, bencil, sadece kendini düşünen, dünyanın kendi ekseni etrafında döndüğünü zanneden bireyler yetiştirilmiş olunur ki; bu da fedakarlığın ruhuna terstir. Evdeki herkesin yapması gerekli işleri üzerine alıp da fedakarlık yaptığını zanneden bir anne esasında en büyük kötülüğü yapmıştır çocuklarına da eşine de… Çünkü, o insanlar tek başlarına ayakta durmasını bilemeyeceklerdir, çocuklar evlendikleri zamanda kendilerinden beklenilen fedakarlıkları yerine getiremeyeceklerdir.

             Vatanı, milleti, ailesi, değerleri için fedakar bir evlat yetiştirebilmektir en büyük fedakarlık. ‘Vatanına kurban olsun, eşine ailesine kurban olsun’, diye kızına oğluna kına yakan, bu duygu ile evlat yetiştiren nesilden geliyoruz biz… Fedakarlığı görev bilen karşılığını sadece Allah’tan bekleyen… Aile içinde öğrenilen fedakarlık öyle bir duygudur ki; vatana da, millete de fayda sağlar, hissettirmeden…

            Fedakarlık yapan kimse hiç endişelenmez tükeniyorum diye. Mevlana der ki; ‘Bir mum diğer mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez.’ Tükenmek nedir ki? İnsan fıtrat olarak faydalı oldukça mutlu olur. Kim diye bilir ki; benciller çok mutludur diye… Sevilmediklerini bir tarafa bırakalım, çok da huzursuzlardır çünkü güven ve paylaşım duygusundan mahrumdurlar.

            Fedakarlık yapan kimse, hiç kimseyi kendisine borçlu bıraktığını da düşünmez. Fedakarlığın özünde ihlas vardır çünkü, sevgi vardır çünkü, karşılığı zaten en yüce makamdan alınacaktır.

            Borçlu kim? Alacaklı kim?  Kul, ne zaman bir iyiliğin tam karşılığını ödeyebilmiş? Ödeyebilmek için o işi yapan kişinin şartlarını, içinde bulunduğu durumu düşünmek, o kişinin yerine kendini koyup ona göre bir karşılık taktir etmek gerekir ki; bu çok zor bir iştir. Kişiye şah damarından daha yakın olan, yarattığı varlıkları çok iyi tanıyan, niyetlerini, ihlaslarını bilen yüce bir varlık tam karşılığını ödeyebilir, yapılan iyiliğin… Değilse, bu bir kulun harcı değildir. Tutturamaz.

            Yaptığı işte Allah’ın desteğini alan kulun kişiliği yok olmaz aksine kişiliği gelişir, mükemmelleşir.

            Bu gün psikoloji dünyada en mutlu insanların, başkalarının iyiliği için çalışan kimseler olduğunu kabul etmiştir. Çünkü insanları mutlu eden, Allah’ın rızasını kazanan kişi mutlu olur.

            Hasılı kelam! Fedakarlık; Allah rızası olmadan olmaz, sevgi olmadan olmaz, benlikle bencillikle olmaz. Ya İbrahim Etem gibi tacı tahtı terk edeceksin, ya Mus’ab bin Umeyr gibi onca varlığın içinde yokluğu ama şerefli bir yokluğu tercih edeceksin ta ki; kefenlik kumaş bulunamayıp da otlar dizlerine kadar örtü olsun.

            Kaybeden kim? Kazanan kim? Kim için fedakarlık ediyorsun?


(Diyanet Aylık Dergisinde yayınlanmıştır.)            
 

 

 

 

 

 

2111
0
0
Yorum Yaz