gönül mevsimi

5/1/2010 - O zaman her şeyi ile dünya önüne serilir...

 

 

Çevrende herkes şaşırsa, bunu da senden bilse, sen aklı başında kalabilirsen eğer;

 

Herkes senden kuşku duyarken hem kuşkuya yer bırakır, hem kendine güvenirsen eğer;

 

Bekleyebilirsen usanmadan;

 

Yalanla karşılık vermezsen yalana;

 

Kendini evliya sanmadan kin tutmayabilirsen kin tutana;

 

Düşlere kapılmadan düş kurabilir, yolunu saptırmadan düşünebilirsen eğer;

 

Ne kazandım diye sevinir, ne yıkıldım diye yerinir, ikisine de vermeyebilirsen değer;

 

Söylediğin gerçeği eğip büken düzenbaz,  kandırabilir diye safları, dert edinmezsen;

 

Ömür verdiğin işler bozulsa da yılmaz, koyulabilirsen işe yeniden;

 

Döküp ortaya varını yoğunu, bir yazı turada yitirsen bile, yitirdiklerini dolamaksızın dile baştan tutabilirsen yolunu;

 

“Yüreğine, sinirine dayan” diyecek direncinden başka şeyin kalmasa da, herkesin bırakıp gittiği noktada, sen dayanabilirsen tek;

 

Erdemli kalabilirsen;

 

Unutmayabilirsen halkı, krallarla gezerken;

 

Dost da düşman da incitemezse seni;

 

Ne küçümser, ne büyültürsen çevreni;

 

Her saatin her dakikasına emeğini katarsan hakçasına;

 

Her şeyi ile dünya önüne serilir…

 

Üstelik oğlum, adam oldun demektir...

 

Rudyard Kipling ( 1865-1936 ) 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : Dünya,adam olmak

27/12/2009 - Sübhansın Allahım! Seni her türlü noksanlıktan tenzih ederim...


 

http://www.izlefix.com/insanin-yaratilisi-dini-belgesel-izle.html

 

El- Haliku, el-Bariu, el Musavviru olan Alahım!

Nefsimi yed-i kudretinde tutan Allahım!

Sana hayranım...

Sübhansın...

Sana yarattıklarının adedince hamd olsun...

Subhanallahi ve bihamdihi...

Subhanallahi ve bihamdihi...

Subhanallahi ve bihamdihi...

 

Vakıa (57- 59)

57.Sizleri Biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz?
58.Şimdi (rahimlere) dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü?
59.Onu sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa Yaratıcı Biz miyiz?

 

Varsın, Sen İlâhî, yine varsın, yine varsın
Aklımda, hayâlimde ve hissimde yaşarsın!

Her yer dolu zâtınla, sıfatınla ilâhî
Zâtın da, sıfatın da Senin nâ-mütenâhî…

Kalbimde birer katredir eb'âd ile evkât;
Titrer nebazânınla şerâyin-i mesâfât.

Kuvvet bir elinde ve anâsır bir elinde
Mimarı elindir, ebedin de, ezelin de!

Şi'rin dü-câhındır, kelimâtın bütün ecrâm;
Her jâle-i sun'un bana kulzüm-ı ilhâm!

Rûhumda, dimağımda ve kalbimde yaşarsın;
Varsın Sen ilâhî, yine varsın, yine varsın.

(Cenap Şahabeddin)

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : insan,yaradılış

24/12/2009 - Bir gün yolunuzu kaybederseniz...


      Eğer bir gün yolunuzu kaybederseniz bir çocuğun gözlerinin içine bakın.

     

 

Çünkü bir çocuğun, bir yetişkine her zaman öğreteceği üç şey vardır:

Nedensiz yere mutlu olmak,

Her zaman meşgul olabilecek bir şey bulmak,

Ve elde etmek istediği şey için var gücüyle dayatmak.

 (Paulo Coelho)

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : çocuk,mutlu olmak

24/12/2009 - Eşyanın hakikati


 

ODTÜ İşletmenin Öğretim üyelerinden Prof. Dr. Muhan Soysal Strateji Yönetimi dersinin ilk saati tepegöze bir Picasso resmi koyar.

 

 

Herkes bakar bakar ama tarzı zaten kübik olan sürrealist resimde sanatla fazla ilgilenmeyenlerin anlayabileceği çok az şey vardır. Bozuk perspektifli bir oda, sarı uzun saçlı yaratığa benzeyen bir şey… Etrafında başka yaratıklar, yerde yine bir yaratık ve arkadaki şekli bozuk içi parlak dikdörtgenin içinde başka bir şeyler daha.5-10 dakika hiçbir şey söylemeden sınıfı izleyen hoca, birazdan Picasso'nun resmini alıp Meninas'in bir resmini koyar.

 

 

Bu resimde sandalyenin üzerinde oturan sarı uzun saçlı bir aristokrat kızının etrafındaki dadıları onun saçını tararken yerde köpeği yatmaktadır. Ve babası arkasından ışık sızan kapıdan kızını izlemektedir. Ancak ikinci resmi görünce Picasso'nun resmindeki öğelerin ne olduğunu ve bu resmin Meninas'in tablosuna gönderme olarak yapılmış olduğunu farkeder tüm sınıf ve M. Soysal hiç unutamayacağımız dersini verir:

 

"Hayatta hiçbir şey Meninas'in resmi kadar belirgin ve net değildir. İş hayatı gerçekleri size Picasso'nun resmindeki gibi şekil değiştirmiş olarak gösterir. Picasso'nun resmine bakıp, Meninas'in resmini görebilenleriniz başarılı olacak, diğerleri kübik şekillere bakıp yanlış anlamlar çıkarmaktan gerçekleri hiç göremeyecek."

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : hayat,hakikat

7/12/2009 - Lütfen bana tekrar yaz...

 

            Lütfen bana tekrar yaz...

 

Dünyanın bana zindan olduğu günlerdi. Sanırım birkaç defasında da evden ağlayarak dışarı çıkmıştım... Hayatım kararmıştı bir ışık bekliyordum sanki, ama yoktu. İşte böyle düşündüğüm günlerde daire kapıma sıkıştırılmış bir mektup buldum. Hayretle baktım, üzerinde göndericisi yazmayan zarfa. Sonra odama girip açtım...

 

"Acıları paylaşmak insanların vazifesidir" diyordu. "Senin geçtiğin sokakta ben de vardım. Ama bu sokakta ya ben olmamalıydım yada paylaşılmamış acılarını içinde gezdiren bir insan!"

 

Mektubun sonunda da isim yazmıyordu. Peki, kimdi bu? Kimdi, neden yazmıştı bu notu ve neden bana yazmıştı? Aslında hoş sözlerdi... Ve aslında böyle bir mektuba deliler gibi ihtiyacım vardı. Acaba, dediğini yapacak mıydı, yazacak mıydı her gün? Bunu zaman gösterecekti.

 

İlk gün kafam karıştı. Hem kendi problemlerimi, hem dün gelen mektubu, hem de yeni mektupların gelip gelmeyeceğini düşünüyordum. Sonraki gün posta kutumda beyaz bir zarf buldum. Kalbimin çarptığını hissettim... Yazı aynıydı, odama girip mektubu okumaya başladım.

 

Bu inanılmazdı. Bir bardak su içercesine bitiverdi mektup. Doymadım! Bir bardak su daha almış gibi kendime ve susuzluğumu kandırır gibi yeniden okudum altı sayfayı... Sanki tanıyordu beni, sanki yıllardır dertleşiyordum onunla... Altıncı sayfanın sonunda diyordu ki: "Yarın yine yazacağım..." Yarın yine yazdı, öbür gün yine..Ve sonraki günler yine yazdı...

 

Her mektubunun sonunda, yarın yine yazacağına dair not vardı ve dediğini yapıyordu. Her gün iş yerinden dönerken kalbim çarpıyordu heyecanla... Her gün görüyordum posta kutumun bu gün de boş olmadığını ve gariptir; artik yapayalnız olmadığımı, kalbimin boş olmadığını hissediyordum. Bu mektuplar yüreğime giriyor sıkıntılarımı eritiyor ve beni yarınlara doğru itiyordu. Zannediyordum ki; bunlar olmadan yaşayamayacağım. Öylesine alışmıştım ki onlara, olmasalar sanki nefes alamayacağım! Vakit buldukça oturup eski mektupları bile yeniden okuyordum. Zaman geçti ve zamanla beraber sıkıntılarım da geçti. O günlerden geriye sadece eski mektuplar kaldı.

 

 

Bir gün içimde karşı koyamadığım bir merak peydahlandı; kimdi bu? Nasıl biriydi? Onunla ilgili her şeyi merak etmeye başladım. O her gün yazıyordu ve nasılsa her gün yazmaya devam edecekti. Bundan emin olduğum için de, yazılarında anlattıklarından çok nasıl bir kalemle yazdığına, neden bu kağıdı seçtiğine, yazı stiline aklımı takmaya başladım... Yazıları öylesine deva olmuştu ki bana, onunla ilgili her şey de mükemmel olmalıydı. Ama her şey...

 

O gün evde kalmıştım. Kahvaltı yapmış ve bu harika mektupların en azından nasıl birisi tarafından getirildiğini görmeyi koymuştum kafama... Öğle vaktine doğru sokağa giren postacıyı gördüm. Koşarak aşağıya indim. Mektubumu kutuya bırakmıştı, eli henüz havadaydı... Göz göze geldik. Aman Allahım! Aman Allahım! Bu ne kadar çirkin bir adamdı böyle! Dondum kaldım... O da başını eğdi döndü ve gitti. Orda öylesine bekliyordum simdi... Kutuyu açıp mektubu bile alamıyordum. Bunca zaman, bunca güzel mektubu, bu kadar çirkin biri mi taşımıştı şimdi? O öptüğüm, kokladığım, göğsüme bastırdığım, yastığımın üzerine koyduğum mektuplarıma benden önce bu adamın eli mi değmişti?

 

Saçmaladığımı biliyordum ama böylesine güzel duygularıma bu çirkin yaratık karıştı diye az önce getirdiği zarfı alamıyordum. Kapıyı açtım, dışarı çıkıp bir adım attım. Çoktan gitmişti. Neye olduğunu bilmiyordum ama çok kızgındım. Zarfa dokunmadan çıktım yukarıya. Odama girdim, eski mektuplarıma baktım. Biliyordum, onlar benim en zor günlerimle bu günüm arasında köprü olmuşlardı, ama onlara da dokunamadım. Bu güzelliğe dokunmuş olan çirkinliği yakıştıramıyordum!

 

Ertesi gün iş dönüşü baktım, kutuda hâlâ o aynı kirli mektup var. Almadım. Sonraki gün baktım; aynı mektup yine yapayalnız beklemekte. Bir kaç gün sonra ise kutuya bile dönüp bakmamaya başladım...

 

Altı yedi hafta sonra dünya yine karanlık gelmeye başladı bana. Bir dosta, bir morale ölürcesine ihtiyaç duyuyordum... Her şey çok ağırlaşmıştı yeniden. Uyku bile uyuyamıyordum. Mektup aklıma geldiğinde vakit gece yarısını geçiyordu. Tereddüt bile etmeden aşağı indim, kutumu açtım ve mektubu aldım.

 

Bir saat içinde üç defa okumuş, özlemiş olarak göğsüme bastırmış ve uzun zamandır ilk defa böylesine huzur içinde uyuyabilmiştim. Bunlar benim ilacımdı biliyordum. En çok o gün merak etmiştim, bir daha ne zaman yeni bir mektup geleceğini... Ve o akşam gözlerime inanamadım; kutumda mektup vardı. Yazı aynıydı, zarfta yine isim yoktu. Üstelik bunda postanenin damgası da yoktu...

 

Açtım, zarfın içindeki kısacık mektupta şunlar yazıyordu: "Sana gelmiş bir mektubu kırk sekiz gün okumamakla ne kazandığını bilmiyorum... Ama artık benim sana yazmaya vaktim olmayacak. Çünkü tayinim çıktı ve bugün başka bir şehre gidiyorum. Hoşça kal! Çirkin Postacı..."

 

Donmuş kalmıştım şimdi... Derin bir pişmanlık düğümlendi boğazıma, hıçkırarak eve girdim. Çantamı açtım; tarakların, rujların ve diğer karışıklığın arasında bulduğum mavi göz kalemiyle, bir kağıda: "Lütfen bana tekrar yaz" diye yazdım ve posta kutuma koydum.

 

Bir daha hiç kilitlemediğim kutuda, aynı notum iki yıldır yapayalnız bekliyor...

 

 

(yazarı bilinmiyor...)

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : mektup,posta kutusu

3/12/2009 - O'nu her şeyi terk ederek, her şeyi göze alarak, yaktığım ge


"Meğer aşk, indiği kalbi ihya ediyordu ya, ihya edemezse yok ediyordu. Kazasız belasız kurtulmanın imkanı yoktu."

"Kelam yanımı feda etmeyi, ah hal ile yetinmeyi bilebilseydim..."

 

 

“O’nu, her şeyi terk ederek, her şeyi göze alarak, yaktığım gemilerde ben de yanarak, yıktıklarımın enkazı altında ben de kalarak sevdim. Hiçbir şeye akıl yetiremeyen çocukların berrak sevinciyle sevdim onu. Ömrümün bundan sonrasına dair kuşgözü kadar bir ayrıntıyı dahi merak etmeyecek kadar mutlu olarak sevdim. O’nu, gördüğüm O ile göremediğim O arasındaki uçurumları hesaba katmayarak sevdim.”

 

Nazan Bekiroğlu “İSİMLE ATEŞ ARASINDA”

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : yanmak,yakmak

21/11/2009 - Bana bir yer ver kalbinde


 

Bana Bir Yer Ver Kalbinde Benimdir Diyeyim  

 

Sevmek kabiliyet ister

Müstaid kıl yok ise istidadım

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : kalp,sevmek,istidat

18/10/2009 - GÖNÜL KAPISI



Onsekizinci yüzyıl İngiltere’sinin ünlü ressamlarından William Holman Hunt’ın bir tablosu Londra Kraliyet Akademisinde sergileniyordu. Bir bahçeyi tasvir eden bu tablosuna, Hunt “Kâinatın Işığı” adını vermişti. Tablo geceleyin bir bahçede duran bilge görünümlü bir adamı resmediyordu. Adam serbest kalan eliyle bir kapıya vuruyor ve içeriden bir cevap bekler halde duruyordu.

Tabloyu inceleyen sanat eleştirmenlerinden biri:

“Güzel bir tablo doğrusu” demişti Hunt’a. “Ama anlamını bir türlü kavrayamadım. Adamın vurduğu kapı hiç açılmayacak mı? Kapıya tokmak takmayı unutmuşsunuz da...”

Ressam Hunt bilge bir edayla gülümsedi. Tam da bu soruyu bekler gibiydi:

“Adam alelâde bir kapıya vurmuyor” dedi. “Bahçedeki bu kapı, insanın kalbini temsil ediyor. Ancak içeriden açılabildiği için de, kalbin dışarıdan tokmağa ihtiyacı yoktur.”

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : GÖNÜL KAPISI

24/9/2009 - Öğrenirsin...



Bir süre sonra

Bir süre sonra bir eli tutmakla,

Bir ruhu zincirlemek arasındaki farkı öğrenirsin.

Ve aşkın yaslanmak,

Birlikte olmanın da güvende olmak

Anlamına gelmediğini öğrenirsin.

Ve öpücüklerin sözleşme,

Ve hediyelerin de vaat olmadığını öğrenmeye başlarsın.

Ve yenilgileri başın dik ve gözlerin açık karşılamaya başlarsın.

Bir çocuğun üzüntüsü ile değil, bir yetişkinin zarafeti ile…

Ve her şeyi bu günü düşünerek yapmayı öğrenirsin

Çünkü yarın ile ilgili her şey belirsizdir.

Bir süre sonra güneş ışığının yakıcı olduğunu öğrenirsin,

Eğer fazla maruz kalırsan.

Bu yüzden başka birinin sana çiçek getirmesini beklemeden,

Kendi bahçeni yarat.

Ve kendi ruhunu kendin süsle.

Ve göreceksin ki dayanıklısın…

Ve kuvvetlisin…

Ve değerlisin…

Ve öğrenirsin…

Ve öğrenirsin,

Her hoşça kal ile öğrenirsin.

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : hoşçakal demekle öğrenirsin

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Allahım! Perîşan kalbime hayat, karışmış aklıma istikâmet ver…

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Rss

Kategoriler

Etiket Bulutu

sema alem muhabbet Mevlana Şems etme Dünya adam olmak el Cebbar kader gönül gül ölüm yok aşıklar Hayat mektep ağaçlar hep kahır cem karaca bağlanmayacaksın can yücel

Arkadaşlarım

abdullaheren
vaktivisal
Blogcu Yardım
ayvenur ...
dilsizmutercim
suudiden
chamdali
mutluhayat
safakkk
gonulargumanlarim
xeo
Dr. Ahmet Emin Seyhan
canesma
sevimsaplar
kaderle
yasar ceylan
hayyalelfelah
mimney
esmalale
uyanangenclik
debuokyanus
mezarbek
huzursokagisohbet
MÜREKKEP LEKESİ
gercekyolislam
kurantevhidsunnet
tanrimisafirlerim
sewqican
salim ...
YEMEK SEFASI
melihhami
carpe
CAN RECEP ASLAN
maneviiklim
ebu derda
mervevural
gulaysenur
sedda