gönül mevsimi

6/1/2010 - Ben kul oldum, kul oldum, kul oldum

 

 “Acılar, muhabbetten tatlılaşır.

 Bakırlar, muhabbetten altınlaşır.

Tortular muhabbetten safileşir.

 Dertler muhabbetten derman olur.

Ölüyü muhabbetten diriltirler.

Şahı muhabbetten bende, kul ederler.

Allah’a karşı bu muhabbet, ilim neticesidir.

 Cahil biri böyle bir taht üzerine nasıl oturur? 

O halde; muhabbet ve aşkı, Allah’ın vasfı bil.”

 

 

"Aşk geldi, kan gibi damarlarıma derime doldu; beni benden aldı, varlığımı sevgiyle doldurdu

Vücudumun bütün cüzlerini dost kapladı, benden kalan bir od ancak, ötesi hep O.”

“Bizim bu sarhoşluğumuz kızıl şaraptan değil, bu şarap sevda kadehinden başka bir kadehte bulunamaz

Sen, benim şarabımı dökmeye geldin ama, öyle bir sarhoşum ben ki şarabım meydanda değil.”

“Gerçekten de hem kahrına âşıkım O’nun hem lütfuna.

Ne şaşılacak bir âşıkım ki bu ikisini de sevmedeyim ben.”

“Bu dünya pazarında sermaye, altındır; oradaki sermaye de aşktır, yaşlı iki gözdür.”

“Âşıklık gönül iniltisinden belli olur; gönül hastalığı gibi hiçbir hastalık yok

Âşığın hastalığı, hastalıklardan apayrıdır; aşk, o Tanrı sırlarının usturlâbıdır

Aşk ister bu yandan olsun, ister o yandan; sonunda o yana kılavuzdur bize.”

 

“Allahım; ben kul oldum, kul oldum, kul oldum,

Kulluktaki vazifemi yapamadığımdan utanarak başımı eğdim.

Her kul, kapısından azâd olduğunda sevinir,

Bense ne zaman sana tam kul olursam o vakit şâd olurum.”

 

(Hz. Mevlana)

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : muhabbet,Mevlana

6/1/2010 - Etme...

 

Biricik dostu, gönüldaşı, ruh ikizi Şems'in baskıların artması ile Konya'yı terketmesi üzerine bu ayrılığa dayanamayan Mevlana hz. lerinin, gözyaşları ile gönlünden dökülen beyitler...

Bu beyitler birbirinden ayrı düşmüş, ehl-i dil aşıkların, gönül zikridir...

 

 

 

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : Şems,etme

4/1/2010 - Gönülde biten güller ebediyyen solmaz...

"Kim demiş gül yaşar dikenin himayesinde

Dikenin itibarı gül himayesinde…"

 

 

 

"Toprakta biten güller solar gider

Gönülde biten güller ise daimidir…"

Hz. Mevlana (k.s.)

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : gönül,gül

4/1/2010 - Ölüm yoktur aşıklara...

 

Gerçeği bilerek ölen aşılar, sevgilinin huzurunda şeker gibi erirler,

Tatlı tatlı ölürler

Bir başka şive ile ölürler hasılı Elest hitabından sonsuzluk şarabı içenler…

Melekler kıskanırken güzelliklerini, adem oğulları gibi ölmezler onlar

Sen aslanlar da köpekler gibi kapının dışında mı ölürler sanırsın?

Yolculukta ölen aşıkları karşılamaya padişah çıkar

Onlar ölmezler, gaip gözlerini açarlar

Aşık olmayanlarsa kör ve sağır can verir giderler

O ay yüzlünün ayak ucunda solar aşıklar

Güneş gibi apaydın olurlar

Birbirlerinin canına can kesilenler, birbirlerinin aşkı ile ölürler.

Ciğerlerinde aşk suyu…

Su gibi ölürler

Aşıklar gökyüzüne kanat açarlar

Münkirlerse cehennemin dibinde geberip giderler

Geceleri sevgilinin derdi ile korkusu ile uyuyamayanlar

korkusuzca huzur içinde ölürler…

Burada ota tapan öküzlerse eşek gibi çürür giderler

Sevgilinin bakışına kapılanlar, güle oynaya feda ederler kendilerini o bakışa

Padişah onları kucağına alır bağrına basar

O bakışa kul köle olan, hor hakir bir halde ölmez

Mustafa’yı arayanlar Ömer gibi Ebu Bekir gibi ölürler…

Ölüm yoktur aşıklara...

Ben bu sözleri öylesine söyledim.

Ey şems! Padişahım! Seni inkar eden ölmez

Sadece gerçeği bilmeyen kapkara kalbi ile kapkara gider

 

HZ.MEVLÂNÂ (K.S) - DİVAN-I KEBİR

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : ölüm yok,aşıklar

28/12/2009 - Şüphesiz O, dilediğinden uzaklığı kaldırır


Elbette, elbette, özlemek karşılıklıdır

Sevgi de iki taraftan olur, dostlukta

Özlemin dilemenin artışı iki taraftandır

İster Hak’la olsun, ister halkla asla tek taraflı olmamıştır.

Şüphesiz O dilediğinden uzaklığı kaldırır

Dilediğini dilediği ile bir araya getirir.

Ayrılık yolunu gösterenin kavuşma yolunu da  kolaylaştırmasını umarım.

Ben, seherin nuru, akşamın nevhasıyım

Ben, ormanın iniltisi, dalgaların sesiyim

Ben, direk, dümen, süvari ve gemiyim

Ben, geminin parçalandığı kayayım

Ben, kuşçu, kuş ve tuzağım

Ben, resim, ayna, ses ve aksi sedayım

Ben, sükut, düşünce, dil ve sesim

Ben, neyin sadasıyım

Ben, insanın ruhuyum

Taşlarda kıvılcımım

Madenlerdeki altın damarıyım

Gül ve gülün hayran bıraktığı bülbülüm

Tabip ve hasta, zehir ve ilacım

Tatlılık ve acılık, bal ve zakkumum

Şehir ve muhafızı, muhasırı ve duvarıyım

Bütün varlıkların zinciri, alemlerin dairesi, yaratılmışların mertebesiyim.

Hz. Mevlana efendimizin veda mektubu:

Göç zamanı geldi

Irmaktan sıçrama çağı çattı

Her şey helak bulur

Ancak O’nun hakikati bakidir.

Bu sözün arta kalanı dilsiz, dudaksız ruhu diri olanın gönlüne doğar

Söyleme de sona erdi ömür de

Müjdeci geldi artık bedenden kurtuluyorum

 

(Hz. Pir Mevlana) 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : özlem,kavuşma

16/12/2009 - Göklere ağıyoruz biz, yok mu seyredecek olan?

 “ Her solukta aşkın sesi gelmede sağdan soldan; göklere ağıyoruz biz, yok mu seyredecek olan?”     

“Göklerdeydik biz, meleklerdi bizim yârimiz. Yine gideriz hepimiz, orasıdır çünkü şehrimiz”

“Tertemiz inci nerde, toz toprak dünya nerde? Ne diye indiniz, toplanın, ne işiniz var bu yerde? Genç talihtir yârımız, can vermektir kârımız. Âlemlerin övüncü Mustafa, kervanbaşımız, iftiharımız .”

“Ey aşk herkese göre nice adın ve lakabın var. Ben dün gece bir başka ad verdim sana: Devasız dert .”

“Aşk sözü dertsiz olursa meyve vermez, Heves kulağından, dilden başka bir yere ulaşmaz .”      

 “Aşkı kimseden sorma, aşktan sor; aşk inciler yağdıran bir buluttur a oğul.     

Benim tercümanlığıma ihtiyacı yok; aşk, kendisinin tercümanıdır a oğul.     

Aşk yufka yürekli naziklerin işi değil; aşk, pehlivanların işidir a oğul .  

“Akıl, yolcuların ve aşıkların ayak bağıdır ey oğul; bağı çöz, yol apaçıktır ey oğul .”     

Aşkı kimseden sorma, aşktan sor; aşk inciler yağdıran bir buluttur a oğul.”     

 “Ey aşk sözünü sadece duymuş olan, bir de aşkı gör. Duyanın hali nerede, görenin hali nerede?      

“Yücelikler atası olmuştun, erdemler gösteriyor, hüccetler satıyordun. İşte aşkın mihengi geldi, hani sorun, hani cevabın?    

“Dün gece deliye döndüm, aşk beni görüp dedi ki: “geldim işte, naralar atma, üstünü başını yırtma, hiçbir şey deme.”     

Dedim:”Ey aşk, ben başka bir şeyden korkuyorum.” Dedi: “O korktuğun yok artık, hiçbir şey deme.”     

Ben gizli sözler söyleyeceğim senin kulağına. Evet, diye salla başını; başka hiçbir şey deme .”     

 “Sevgilinin aşkı beni canımdan ayırdı. Can, içerideki aşkla kendinden kurtuldu.     

Can hâdis, aşk kadîm olduğundan, bu (hâdis olan) hiçbir zaman onun (kadîm olanın) varlığına ulaşamadı.     

Sevgilinin aşkı bir mıknatıs gibi bizim canımızı kendi yakınlarına çekti.     

Sonra canı yine kendisinden uzaklaştırdı; can (O'ndan) uzaklaşınca kendi varlığını gördü.     

Sonra can yine kendisine geldi de aşk tuzağını görüp ona sarıldı.     

Aşk ona hakikatin şerbetini verince, bütün ihlâslar ondan ürküp kaçtı.     

Bütün bunlar aşkın başlangıcının işaretleridir; daha hiç kimse onun sonuna erişemedi .”     

 “Aşk, talihten ve inayetten başka bir şey değildir; gönül açıklığından ve hidayetten başka bir şey değildir.     

Ebu Hanife aşkın dersini vermedi; aşk hakkında Şafiî'nin rivayeti yoktur .”   

“Ölüydüm, diri oldum; ağlayıştım, gülücük oldum; aşk devleti geldi de ben ebedî devlet oldum.”    

“Bir zahittim ben, terane söyleyici ettin beni. Bezme fitne eyledin, bade arayıcı ettin beni.     

Seccadede oturan vakarlı bir adam olarak gördün de sokak çocuklarına oyuncak ettin beni .”    

“Senin aşkın tespihi kaptı elimden, beyit verdi, gazel verdi. Nice lahavle çektim, tövbe ettim, gönül dinlemedi.     

Aşk yüzünden gazel söyleyip el çırpmaya başladım, senin aşkın ar namus bırakmadı, yaktı her şeyimi .”     

  “Aşk sokağından bir zarar gelirse sana, inayetlerden say sen onu; geçiver mecazî aşktan işin sonu Hak aşkıdır.
İnsana duyulan aşk var ya işte odur tahtadan kılıç; Rahman'a duyduğun aşk, yakalar seni sonunda.     

Aşk yolunda lezzetleri terk et; yiyecekleri, tuzakları terk et; taşa altın lakabını tak; cefaya şeker de gitsin .”     

“Aşk küllî bir olgudur, bizse bir kâğıt parçası; aşk okyanustur, bizse bir avuç su. O yüzlerce delil getirir, bizse sadece istidlaller ederiz.     

Aşkla döner felekler, aşksız batar gider yıldızlar. Aşk yüzünden “dal” “elif”e döner, aşksız elif'ler dal'lara benzer .”         

“Kan perdeleri altında aşkın gül bahçeleri vardır; âşıkların aşkın niteliksiz cemaliyle halleri vardır.     

Akıl der ki: Altı yön sınırdır, yol yoktur onun ötesine. Aşk der ki: Vardır yol, gittim ben defalarca.     

Akıl bir pazar gördü de hemen başladı tacirliğe. Oysa aşk o pazarın ötesinde ne pazarlar gördü.     

Dert çeken âşıkların içinde nice zevkler vardır; yüreği kara akıllıların içindeyse nice inkârlar.     

Akıl der ki: Yokluğa adım atma, yok dikenden başka bir şey. Aşk der ki akla: O dikenler (orada değil) sendedir .”     

“Âşıklar arasında bir akıllı olmasın; hele de böyle güzel yüzlü bir sevgilinin aşkında.     

Uzak olsun akıllılar âşıklardan, külhanın kokusu uzak olsun sabadan.     

Bir akıllı girerse içeri ona de ki yol yok. Bir âşık girerse içeri olsun ona yüzlerce merhaba.     

Akıl tedbir alıp düşünene dek, aşk çoktan gitmiş olur yedinci semaya.     

Akıl deve ararken haccetmek için, aşk çoktan çıkmış olur Safa dağına.     

Aşk geldi de tuttu şu ağzımı, şiirden geç de çık artık Şi'ra'ya .”     

“Neyin üstüne titreyip duruyorsan bil ki değerin o kadardır; bu yüzden âşığın gönlü arştan bile yüksek ve üstün olur.     

Şifa bildiğin şeydendir senin asıl derdin; vefa adını verdiğin şey hiledir, efsundur aslında.     

Aşkın geldiği yerde canın yeri yurdu mu olur? Cünunun olduğu yere her akıl uçup gidemez.     

Âşığın gönül Simurg'u sığar mı hiç tuzağa? Böyle bir kuşun uçuşu ancak şu âlemin dışında olur .”     

“Kendimi diken gibi gördüm de kaçtım güle doğru. Kendimi sirke gibi gördüm de şekere karıştım.

Zehirle dolu bir kâseydim, panzehire doğru geldim; tortulu bir kadehtim, abıhayata döküldüm.     

Acıyla dolu bir gözdüm, İsa'ya doğru uzattım elimi; ham gördüm de kendimi bir pişkine sarıldım.     

Can gözüme sürme buldum aşk sokağının toprağını; o sürmeyi eledikçe güzellikte kıla döndüm.     

Aşk dedi ki: Doğru söylüyorsun, ama kendinden bilme. Ben rüzgârım, sense ateş, seni ben yaktım .”     

Sefere çıktım, her şehre koştum; aşk şehri gibi bir şehir görmedim.     

Önceden o şehrin kadrini bilemedim; bilgisizlikten çok gurbetlik çektim.     

Öyle bir şeker kamışlığını bırakıp hayvan gibi her otu otladım.     

Musa'nın kavmi gibi, ne diye soğanı, pırasayı helvayla bıldırcından üstün tuttum?     

Dünyada, aşk sesinden başka işittiğim bütün sesler davul sesiydi.     

O davul sesi yüzünden, küllî âlemden şu fâni dünyaya düştüm.     

Canlar arasında, sırf bir candım ben, gönül gibi kanatsız ayaksız uçmadaydım.     

(İnsana) letafet ve gülümseme veren o şaraptan, gül gibi ben de boğazsız, dudaksız tatmadaydım.     

Aşktan bir ses geldi: “Ey can, sefere çık, bir mihnet yurdu yarattım ben” diye.     

Çok dedim, ben istemem orayı diye, çok ağlayıp inledim, elbisemi yırttım.     

Şimdi (oraya) gitmekten nasıl kaçıyorsam, (o zaman da) oradan gelmekten ürküyordum.     

[Aşk]: “Git, ey can”, dedi, “Nerede olursan ol şah damarından daha yakınım ben sana.”     

Büyüledi, nice işveler etti bana; büyüsüne, işvesine aldandım.     

Onun büyüsü dünyayı bile yerinden oynatır; ben kim oluyorum ki, zaten göze bile görünmüyorum ben.     

Beni yolumdan çıkarıp, sonra başka bir yola saldı; eğer yoldan çıkıp (bu yola düşmeseydim) kurtulurdum.     

Oraya nasıl varırsın söyleyeyim sana, ama buraya varınca kalem kırılıverdi işte .”  

(Mevlana- Divan-ı Şems)   

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : aşk,mevlana

15/12/2009 - Bana ayrılığını gösterme; ayrılığın pek taş yüreklidir

 

ONUN AYRILIK ATEŞİYLE HER GECE MUM GİBİ YANIYORUZ.

 

Ezelden beri diri olan, her şeyi bilen, her şeye gücü yeten, daima tasarrufta bulunan Allah'a yemin ederim ki,

Şems'in nuru, aşk mumlarını yaktı da binlerce ilahî sır malum oldu, anlaşıldı.

Onun bir hükmüyle dünya, aşkla ve aşık ile, hükmedenle, hükmedilenle dolup taştı.

Tebrizli Şems'in tılsımlarında, büyülerinde şaşılacak hazineler gizlendi.

 Onun ayrılık ateşiyle her gece mum gibi yanıyoruz. Baldan ayrı düşmüşüz ama, onun aşk ateşinde yanan mum olmuşuz.

Ondan ayrıldığımızdan beri bedenimiz yıkıldı, harap oldu. Can da, bu beden harabesinde baykuşa döndü.

Ey Şems, sen olmadıkça sema' haramdır. Çalgı da şeytan işidir ve taşlanmıştır.

Sen yokken okunup anlaşılacak, zevk alınacak bir tek gazel bile söylenmemiştir.  

SEN BENİM CANIMSIN BEN SENSİZ NASIL YAŞARIM
 

Ne olur, sevgilim yarın gelse de elimi tutsa, yahut pencereden bakışını uzatsa, ayın on dördü gibi parlak olan yüzünü bana gösterse...

O canıma canlar katan sevgili, kapıdan içeri girse de, insafsız ayrılığın bağladığı elimi, ayağımı çözse, beni kurtarsa

Ona derim ki: "Ey benim canım, ey benim hayatım, senin canına yemin ederim ki, sensiz hayat pek tatsızdır, pek manasızdır. Sensiz işret hoşuma gitmiyor. Beni sevindirmiyor, şarap bile sen olmayınca beni mest etmiyor.

Nazlanır da; "Git, benden ne istiyorsun? Senin sevdan bana bulaşır da ben de sevdalanırsam diye senden korkuyorum." derse,

Ben de kılıcı, kefeni alır önüne korum. Yere kurbanlık koyun gibi yatar, boynumu uzatırım da, derim ki: "Eğer seni rahatsız ediyorsam, başını ağrıtıyorsam, kılıcı al, hiç acımadan için rahat olarak boynumu kes gitsin..."

Sevgilim, sen çok iyi bilirsin ki, ben sensiz yaşamak istemiyorum, ölüyü dirilten Allah'a yemin ederim ki, ölüm bana ayrılıktan daha tatlıdır, daha hoştur.

Benim seni nasıl sevdiğime inanmıyor musun ki, benden yüz çevirdin? Sana her zaman "Düşmanların sözleri asılsızdır, iftiradır." demiyor muydum?

Sen benim canımsın, ben cansız nasıl yaşarım? Sen benim gözümsün, ben gözsüz nasıl görebilirim?  

BANA AYRILIĞINI GÖSTERME, AYRILIĞIN PEK TAŞ YÜREKLİDİR.

 

Göz de, akıl da, can da giderse gitsin, sen gitme! Bence seni görmek, onlardan daha iyidir. Yeter ki, sen gitme!

Güneş de, gök de senin gölgene sığınmışlardır. Eğer şu gökyüzü, şu yıldızlar giderse gitsinler, yeter ki, sen gitme!

İman ehlinin hepsi de son nefeslerinde imanlarından ayrılmaktan korkarlar. Ey iman padişahı! Benim korkumsa, senin gitmendendir. Ne olur sen gitme!

Sen gitme, gidersen benim canımı da al beraber götür. Eğer beni bu sofradan alıp kendinle beraber götürmeyeceksen, gitme!

Ben seninle beraber olunca, cihanın her cüz'ü bana bahçedir, bostandır. Sonbaharda bahçenin, bostanın güzellikleri gitse bile sen gitme!

Bana ayrılığını gösterme, ayrılığın pek taş yüreklidir. Ey güzelliği yüzünden taşın bile la'l olduğu sevgili, sen gitme.

Zerre de kim oluyor ki; "Ey güneş gitme!" desin? Kul da kim oluyor ki:  "Padişahım gitme!" demeğe cesaret edebilsin?

Fakat sen ab-ı hayatsın. Bütün insanlar da o ab-ı hayatın içinde yüzen balıklardır. Keremin pek boldur. İhsanına son yoktur. Merhamet et, kerem buyur da gitme!  

BİR AŞK OVASI SEYRETMİŞTİK; ONU HATIRLA !

 

İstemediğimiz halde ayrılık atına eyer vurdun. Bir tatlı ömür gibi gitmek istiyorsun, ama bizi unutma, bizi hatırla!

Yeryüzünde de, gökyüzünde de sana çok çok temiz dostlar, iyi dostlar bulunur, fakat eski dostla ettiğin ahdi, yemini unutma, hatırla!

Sana karşı kusurlar etmiştim. Belki bu yüzden bana darıldın, kin gütmeye başladın! Fakat ey kin gütmeyen dost; beraber geçirdiğimiz geceleri unutma!

Sen her gece yollarda ay değirmisini başına yastık edince, dizimizi yastık ettiğin geceleri unutma, hatırla!

Senin sevdana kapılmıştım. Ferhat gibi ayrılık dağını delmeye uğraşmıştım. Ey yüzlerce Hüsrev, yüzlerce Şirin gibi nice güzeli kendine kul, köle eden güzel; beni hatırla!

Bir deniz halini alan gözlerimin kıyısında, safran dalları ile, ağustos gülleri ile dopdolu bir aşk ovası seyretmiştik; onu hatırla!

Ateşli dileklerim göklere yükselmede. Cebrail (a.s.) arşa çıkmış, arştan; "Amin, amin!" demede, bunu hatırla!

Ey Tebrizli Şems! Senin yüzünü gördüğümden beri benim dinim aşktır. Benim dinim senin yüzünle avunur. Bunları unutma, hatırla!  

SEHER VAKTKİNDE İÇİM YANARAK SANA DERTLİ BİR MEKTUP YAZDIM.

 

Gel; gel ki, senin ayrılığın yüzünden bende ne akıl kaldı, ne de din! Bu zavallı, bu kimsesiz gönülden sabır da gitti, karar da!

Yüzümün sararmasını, gönlümün derdini, içimin yanışını sorup durma! Onların halleri anlatılamaz, anlatışa sığmaz! Gel de, ne halde olduklarını kendi gözlerinle gör!

Senin hararetinle, senin ateşinle pişmiş somun gibi kızarmış yüzüm, şimdi, bayat ekmek gibi ufalanmada, yerlere saçılmadadır!

Ben, önceden, senin güzel yüzünden ayna gibi hayaller toplar, hayallere dalardım! Gel de, sararmış benzime bak, bumburuşuk olmuş yüzümü seyret!

Derede eğri büğrü, sağa sola akıp duran su gibiyim! Ayrılık, peşimi bırakmıyor; sağımda solumda pusu kurmuş, beni gözlüyor!

Yerlere ve göklere sığmayan güzelliğine aşık olduğum için, yüzümü, yeryüzü gibi, gece ve gündüz göklere çevirmişim!

"Allah aşkına, bu seferden dön ve bize doğru gel!" diye seher vaktinde içim yanarak dertli bir mektup yazdım ve götürüp sana vermesi için onu seher rüzgarına verdim!

0 mektubumda dedim ki: "Başında kil bile olsa yıkama, gel! Ayağına diken bile batsa, onu çıkarmak için oturma, vakit kaybetme!  

AŞKININ ATEŞİ BENİM BÜTÜN SABRIMI KARARIMI YAKTI

 

Gönlümün derdinden neler çektiğimi gördün ya, gel ey güzel sevgilim! gel, tez gel, tez gel!

Sermayem, kazancım giderse gitsin, korkmuyorum. Yeter ki sen kal, sen gel! Çünkü sen benim ömrümsün, hayatımsın. Her kazancın sermayesisin. Gel, gel, sensiz ben ne yaparım?

Canımın canı! Ey gönlümün dostu! Senin yüzünü görmeden evvelce ben sabırlı bir kişiydim. Senin aşkının ateşi benim bütün sabrımı, kararımı yaktı. Sevgili gel! Sensiz ben yaşayamam, gel!

Benden ayrılmak ve uzaklara gitmekle düşmanı sevindirmek istiyorsan, bana karşı olan soğuk davranışlarında düşman sevindi, için rahat etsin! Artık dara gitmeye gerek yok. Boş yere beni üzme, gel!

Sen her ne kadar hissiz, taş yürekli isen de bu davranışların bana karşıdır. iki cihanın da çok değerli bir incisisin. Taşın içinden fışkırıp çıkan rahmet suyu gibi gel!

Canın ve gönlün iniltilerine senden başka mahrem yoktur. Benim gönlüm dağ gibidir. Haydi sen bu dağa bir Davud (a.s.) gibi, bunu seslendir.

Ey Tebrizli Şems! Ayrılık ezelden gelen bir kaza ve kaderdir. "Alın yazımız böyleymiş!" deme! Sen öyle bir hükmü istiyorsan, o oldu demektir. Haydi bir kaza ve kader olarak gel!

 BAĞLAR BAHÇELER ONA SELAMA DURMUŞLAR

 

Haydi, tozmaması için yollara su serpin; sevgili geliyor! Bahçeye müjde verin; bahar kokusu geliyor!

Ayın on dördü gibi nurlu yüzlü olan sevgiliye yol açın. yol verin; o nurlar açarak geliyor!.

Gökler heyecandan yarıldı; cihanda bir uğultu var! Etrafa amberler, miskler yayıldı; yarin bayrağı geliyor!

Bağın, bahçenin yüzü güldü; gören göze hakikat çerağı geliyor! Gam bir kenara sıkıştı kaldı; ay, sanki bizim kucağımıza doğmada!..

Ok, hedefe doğru uçup gidiyor! Padişah ava çıktı; biz neden oturmuş kalmışız? Haydi, gidelim; o padişaha av olalım!

Bağlar, bahçeler ona selama durmuşlar; selviler ayağa kalkmış! Yeşil çemenler yaya olarak ona doğru koşuyorlar; goncalar da atlara binmiş geliyorlar!

Gökyüzünde sevgili ile halvete girenler nasıl bir şarap içiyorlar ki, canlar mest oldu, yerlere yıkıldı, akıl da mahmurlaştı?

 

(Mevlana- Divân-ı Kebir’den seçmeler)

                                                               

 

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : Şems,Mevlana,aşk

10/12/2009 - Tövbemi bozan geldi

 

Şems ile Mevlana'nın sandukaları yanyana...

Gönülleri ve ruhları zaten şu anda yanyana...


 

Şemsim(güneşim), ayım geldi
Gözüm, kulağım geldi
Gümüş bedenlim geldi
Altın madenim geldi
Başımın sarhoşluğu geldi
Yolumu vuran geldi
Tövbemi bozan geldi
Gözümün nuru geldi
Başka ne dilediysem
İşte o dilediğim geldi...

(Mevlana)

 

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : şems,mevlana

9/12/2009 - FîHİ MA-FÎH 'den gül demeti


 

FÎHİ MÂ-FÎH' DEN GÜL DEMETİ

 

***  Büyük bir kervanın yolu çölden geçmektedir. Çöl burası nihayetinde, bir içim su bulamazlar. Ansızın bir kuyuya rastlarlar. Kuyunun kovası yoktur. Hemen bir kap bulup ipe bağlayıp kuyuya salarlar. Çekince bakarlar ki ip kesilmiş, kap kaybolmuştur. Bir kap daha bulup onu da kuyuya iple salarlar. Çekince görürler ki ip koparılmış, kap yine kaybolmuştur. Derken kervandan birini iple bağlayıp kuyunun dibine indirirler. İpi çekerler ip koparılmıştır ve adam yoktur. Birini daha indirirler, o da çıkmaz. Tüm kervan ahalisi susuzluktan, ölmek üzeredir: “öyle de öleceğiz, böyle de…” diye kervandan birisi kuyuya inmek için gönüllü olur. Adamı kuyuya indirirler.

Kuyuya adam iner inmez korkunç bir zenci ile karşılaşır.

Adam: “belli ki, buradan kurtulmanın imkanı yok. Hiç değilse, kendimi kaybetmeyeyim, aklımı başıma devşireyim, bakalım başıma neler gelecek!” diye Allah’a dayanır.

Zenci adamı tutar: “Sakın ha! Uzun masal anlatma bana, benim tutsağımsın, gönlümün istediği cevabı vermezsen, elimden kurtulamazsın.”

Adam; boynunu büker, soruyu bekler.

Zenci: “yerlerden neresi daha iyidir?” diye soruverir.

Adam: “Burada onun elinde tutsağım ve çaresizim. Bağdat desem, yahut başka bir şehri söylesem, olur ya onun yerini kınamış olurum” diye gönlü ve aklı ile birlikte fikredip: “İnsana nerede bir eş dost bulunursa orası daha iyidir; isterse orası kuyu dibi olsun, orası daha iyidir. İsterse fare deliği olsun orası daha iyidir.” Diye cevap verir.

Zencinin yüzü güler, adamı su ile birlikte salıverir.

 

*** Sevgiliye dil-i ârâm-gönül huzuru, can rahatı derler ya; gönül onunla rahatlaşıyor, huzura kavuşuyor demek; başkası ile nasıl esenleşir, nasıl rahata kavuşabilir ki?

 

*** Bir insanın gönlüne bir neşe bir sevinç gelse bu neşe, bu sevinç birisini neşelendirmesine, sevindirmesine karşılıktır. Sıkılır gamlanırsa da birisini sıkmıştır, birisini gamlandırmıştır. Bunlar öbür dünyanın armağanlarıdır. Zahirinde ne ekersen, batının da onu biçersin.  

 

*** Acaba fayda eder mi etmez mi diye binlerce hayaller, binlerce kuruntular kurmadayız. Bu hayalin, bu kuruntunun tesiri de binlerce usanç veriyor; nerde hayalleri yakıp yandıran o keskin inanç!...

 

*** erde umutlanan, nerde ulaşan? Korku ile eminlik arasındaki farktan söz açmaya bile hacet yok. Hz. Muhammed’in üstün oluşu eminlik yüzündendir. Korku alemi ile korku duraklarını söyleyip göstermeye imkan vardır. Fakat eminlik duraklarının ne izi vardır ne tozu… Herkes Allah yoluna ne baçışlıyor diye korku alemine bir bakılsa görülür ki kimileri malını, kimileri bedenini, kimileri canını bağışlamada. Kimileri yüzlerce rekat namaz kılmada, kimileri oruçlar tutmadadır. Konya’ya, Kayseri’ye giden yolarını konakları nasıl belli ise korkunun konakları da bellidir. Fakat Antakya’dan, Mısır’a dek denizdeki konakların izi-tozu yoktur. Onları kaptan bilir. Karadakilere söylemez. Zaten de anlamaz onlar… Allah’a dair zannı yüksek olanın, makamı daha yücedir.  

(Mevlana)

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı :: Etiketler : FÎHİ MA FÎH,MEVLANA

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Allahım! Perîşan kalbime hayat, karışmış aklıma istikâmet ver…

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Rss

Kategoriler

Etiket Bulutu

sema alem muhabbet Mevlana Şems etme Dünya adam olmak el Cebbar kader gönül gül ölüm yok aşıklar Hayat mektep ağaçlar hep kahır cem karaca bağlanmayacaksın can yücel

Arkadaşlarım

abdullaheren
vaktivisal
Blogcu Yardım
ayvenur ...
dilsizmutercim
suudiden
chamdali
mutluhayat
safakkk
gonulargumanlarim
xeo
Dr. Ahmet Emin Seyhan
canesma
sevimsaplar
kaderle
yasar ceylan
hayyalelfelah
mimney
esmalale
uyanangenclik
debuokyanus
mezarbek
huzursokagisohbet
MÜREKKEP LEKESİ
gercekyolislam
kurantevhidsunnet
tanrimisafirlerim
sewqican
salim ...
YEMEK SEFASI
melihhami
carpe
CAN RECEP ASLAN
maneviiklim
ebu derda
mervevural
gulaysenur
sedda