gönül mevsimi

8/11/2009 - GEL

“Gel” dedi bana bugün “gel”

Ne zamana dek bu kaçış

Hem kimden kaçıyorsun

Neden kaçıyorsun

Gel

Gel de söyle

 

Korkundan mı?

Sevdandan mı?

Nefretinden ya da coşkundan mı?

Gel

Gel de söyle

Gel hele…

 

Bu nasıl kaçıştır

Hem kaçarsın

Hem baktığım her yerdesin

Kaçışın bendense; al başım senindir

Koşup da yorulma

Kendindense kaçışın

Mümkün mü bu, de bana hele

Gel

Gel de, söyle

 

Senden bihaberim sanırsın

Anlamaz mısın?

Halin; feryadım, hasretim olmuş

Bilmezmisin de kaçarsın

Gel

Gel de dinle

 

Amacın kaçmak iyice uzaklaşmaksa
Unut bunu, bu mümkün değil

Peşinden koşup yakalamamsa;

Söyle…

Gel

Gel de söyle…

 

Yakalamamı istiyorsan;

Görmüyor musun boynundaki ipi

Görmüyor musun boynumdaki ipi

Bir ucuna seni, bir ucuna beni bağlamışlar

Kaçtığın her yere beni de götürüyorsun

Gör artık her şeyi de; anla

İyi bak

Bağlayan sımsıkı bağlamış

Çözülmüyor, boşuna deneme…
Gel
Gel artık, beni dinle...

(fhl)
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

8/11/2009 - SU OLDUĞUNU DÜŞÜN

SU OLDUĞUNU DÜŞÜN

 

Şimdi sen "su" olduğunu düşün.

Su kadar özel, su kadar faydalı ve su kadar çok, tükenmez...

İnanıyorum ki gerçekten de öylesin.

Ama ister çeşmelerden dökül, ister göklerden yağ, ister nehirler dolusu ak

Dibi olmayan bir kovayı dolduramazsın.

Yani seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsın...

Unutma; daha çok bağırdığında daha çok dinlenmezsin... Gürültünün parçası olursun sadece!

Suyun yanında olanlar suyu en az içenlerdir.

Çünkü: "Su nasılsa burada, lüzum yok ki suyu kana kana içmeye" diye düşünürler...

Aynen, sesini sürekli duyanların seni dinlemedikleri gibi!

Ormandaki hiç bir hayvan, ırmağın gürültüler koparan yerinden su içmeye çalışmadı şimdiye kadar.

Hepsi, hep sabahın en sakin anını bekledi,

Suyun durgun yerlerini bulabilmek için gittiler ve sakin sakin ihtiyaçlarını giderdiler;

Onlar için en uygun olan ve kendi istedikleri zamanda...

Sen, hep bir su olduğunu düşün.

Su gibi güzel, su gibi yararlı, su gibi vazgeçilmez...

Ve su gibi hayat kaynağı olduğunu düşün.

Ama su gibi yaşatıcı ol, su gibi yıkıcı, sürükleyici ve öldürücü değil!

Sen bir su ol... Ama rahmet ol; afet değil!

Su isen tarlalarını basma insanların, yuvalarını yıkma, ocaklarını söndürme

Sana "felaket" denmesin!

Su isen bir bardağa sığabil ki; damarlara giresin!

Su, yüce Allah’ın insanlar için yarattığı en büyük nimetlerden biri...

Ve suya benzediğini unutma! Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi faydalı,

Su gibi lüzumlu ve su gibi bitmez-tükenmez olduğunu da unutma.

Ayrıca su gibi sakin olabileceğin gibi, su gibi de "kıyametler" koparıcı olabileceğini unutma...

Unutma; Senin işin rahmet olmak, afet değil!

Vadiler varken önünde ve ovalar varken yayılabileceğin;  küçük ırmaklara ayırabiliyorsan kendini

Ve bardaklara bölebiliyorsan, hayat verirsin çevrene.

Ve yaşayabilirsin dünya dönmesine devam ettiği müddetçe...

Yoksa hep duyulmayan, dinlenmeyen; korkulan ve kaçılan olursun seller, afetler gibi...

Tercih elindeydi hep ve hep de "senin" ellerinde olacak...

Ya tutmayı öğreneceksin dilini veya hiç durmadan konuştuğun için,

Sadece bomboş ve anlamsız sesler çıkartan birisi olduğunu zannettireceksin çevrendeki insanlara!

Ama yapman gereken su olmak değil mi?

Düşüneceksin ne zaman ne söyleyeceğini.

Düşüneceksin kimin dinleyip dinlemediğini, kimin anlayıp anlamadığını.

Düşüneceksin anlatmak istediklerinin ne kadarını anlatabildiğini...

Hatta anlayanların anladıklarının da senin anlattıklarının ne kadarı olduğunu düşüneceksin...

Ve konuşmak için en uygun zamanı bekleyecek, en az ama en uygun kelimeleri seçmeye çalışacaksın...

Ahmak olmayan yolcuların, önceden aldıkları biletleri ceplerinde olduğu halde, saatlerini kontrol ederek, vakit yaklaştığında, vapurun kalkacağı iskelede hazır olmaları gibi,

Sen de fikrini bildireceğin kişinin "kıyıya yanaşmasını" bekleyeceksin!

Demeyeceksin; "Ben canım isteyince giderim iskeleye, vapur da o saniyede gelmek zorunda!"

Demeyeceksin; "Ben aklıma geleni aklıma geldiği biçimde söylerim.

Karşımdaki de değil duymak, değil dinlemek, anlattığımdan bile fazlasını anlamak zorunda!"

Keşke öyle olsaydı.

Keşke haklı olsaydın, ama maalesef değil...

Ağzını açıp "şelaleden dökülen suyu" içmeye çalışan bir tavşan gördün mü hiç?

Veya önüne çıkan ağaçları dahi sürükleyen bir selden susuzluk gidermeye uğrasan bir ceylan gördün mü?

Kaplanlar bile içebilmek için suyun durulmasını bekler; beyni olan her yaratık gibi!

Hadi... Sen şimdi "su olduğunu" düşün ve kendini "su gibi" hisset...

Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi berrak, su gibi yararlı...

Su gibi hayat kaynağı ve su gibi bitmez-tükenmez olduğunu hatırla...

Ama yine su gibi "bir küçük bardağın içine" sığdır ki kendini,

Girebilmeyi öğren insanların damarlarına.

Hayat ver...

Vazgeçilmez ol!

 

MEVLANA

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/11/2009 - GENÇ ANNENİN BANA VERDİĞİ DERS

GENÇ ANNENİN BANA VERDİĞİ DERS

“YALAN DÜNYADA ÖLÜMDEN BAŞKASI YALAN”

Geri döndüren gördün mü geçmişi
Boşa soldurdun o nazlı gençliği
Bir avuç Toprak için yor kendini
Dünyada ölümden başkası yalan
Yalan başkası yalan

               Size desem ki: “karaciğer kanseriyim. İki aylık ömrüm kalmış. Beş buçuk aylık bebeğimde aynı şekilde… Benim için her şey bitmiş, bebeğim için karaciğer nakli bekliyoruz” Siz bana bu iki ayı nasıl değerlendirmemi söylersiniz?”

                Bu gün Fetva nöbetimde birden bire şok edici bu sözler aklımı başımdan aldı. Ne mi derim? Ne söylerim? Kim, kime ne akıl versin? Aklı olan kim ki; aklı karşısındakinin derdine deva etsin? Bu soruları kendime sorarken, telefonun diğer ucunda yirmi sekiz yaşında gencecik annenin hıçkırıkları, hüznü ve sessizliği artırdı.

                 “Çürüyorum hocam! Kanser her yerimi sarmış. Karaciğerim bitmiş. Gözlerimin altı mosmor, rengim sarardı. Avuçlarımın içinin, ayaklarımın çürüdüğünü hissediyorum. Ölüyorum, ölümü bekliyorum. Minicik bebeğim mecalsiz yatıyor, çok halsiz. Annem ikimize birden bakıyor.

                Biliyor musunuz hocam ben okumanın derdinden, hırsından namazlarımı bile kılamadım, uzun süre. O kadar üzülüyorum ki; on üç yıllık namaz borcum var nasıl kaza edeceğim. Sevdiğim adam benimle evlensin diye yirmi hatim adadım, Rabbime, okumaya bile başlamadım. Tutamadığım oruçlar var, nereden başlayayım, nasıl yapayım? Kaza namazı kılmak istesem, ağrılardan, halsizlikten gücüm yetmiyor.

                Hem ben nişanlıyken eşimin elinden de tutmuştum, nikahımız olmadığı halde, şimdi onların günahını nasıl ödeyeceğim?

                Allah beni affeder mi? Hayatım boyunca mükemmeliyetçi oldum, hiçbir şeyi şansa bırakmadım. Doksan alınca sınavdan oturur ağlardım. İşe geç kalmamak için sabah ezanları ile evden çıkar, namazımı kılmadan servise koşardım. Benim gibi ilk önce kendini düşünen Rabbine kulluk etmeyen birini Allah affeder mi?” Anlatıyor, ağlıyor. Yine anlatıyor, yine ağlıyor. “Yalanmış hocam! Dünyada ölümden başkası yalanmış.”

                Ben Kuran kursuna gittim iki yıl. O kadar hevesli idim ki Kuran okumaya, on bir yaşımda yedi kez Kuran’ı hatmettim. Hafız olacaktım, vazgeçtim, okumaya karar verdim ve İmam Hatip lisesine devam ettim. Liseyi birincilikle bitirdim. Üniversitede istediğim bölümü kazandım. Sabahlara kadar ders çalışırdım. Çok sevdiğim bir delikanlı vardı: “Allahım! O’nu bana yazarsan, yirmi Kuran hatmi adıyorum sana diye adaklar bile yaptım. Evlendik. Eşim dünya tatlısı, cennetlik birisidir. Çok şeyi birlikte paylaştık. Bir arada olduğumuzda zamanın nasıl geçtiğini bilemezdik bile. Çok güzel bir işim oldu. Sabahın erken saatlerinde zamanında yetişmek için işime koştururdum. Çocuk sahibi olmak istedik ve Allah bana onu da lütfetti, hamile kaldım. Hamileliğim esnasında hepatit B virüsü taşıyıcısı olduğumu öğrendik. “Kendime çok dikkat etmemi, bebeğe bulaşmayacağını” söyledi doktorlar. Artık dilimde dualarım: “Allahım! Lütfen bu hastalık bebeğime bulaşmasın. O’nu bana bağışla.” Diye çok dua ettim, hem de çok…

                Çok araştırma yaptım ve bebeğimi normal doğumla dünyaya getirirsem belki riskli olur diye düşünüp, çabucak dünyaya gelsin ve hastalık onu etkilemesin düşüncesi ile  sezeryanla doğum yapmaya karar verdim. Doğumda ne olduysa oldu, bebeğe de bulaştı.

                Tevekkül etmeyi bilmiyormuşum ben. Araştırıyorum, aklımın en uygun bulduğunu doğru kabul ediyorum. Normal doğumu bebeğime Hepatit B bulaşmasın diye kendim istemedim. Halbuki Allah verirse normal doğumla da verir, sezeryanla da, ben ince hesaplar yaptım… Sezeryan ameliyat vücuttaki virüsleri azdırırmış. Kanser virüsü azdı, sezeryan yaralarım iyileşsin diye içtiğim antibiyotikler karaciğerde birikip toksik etki yapmış, karaciğerimi tüketmiş. Sarılık siroza, siroz birden kansere çevirdi. Yerimden kalkamaz oldum. Dayanılmaz ağrılarım oldu.  Bağışıklık sistemim bitmiş, çürüyorum hocam…”

                Şimdi sadece Rabbimi düşünüyorum. O’nunla aramı düzeltmek istiyorum, lütfen bana yol gösterin. Son durağım O’nun yanı, kimsenin bana hiçbir faydası yok. Allahım! Beni affeder mi?

                Eminim herkesin vereceği çok güzel cevaplar vardır. Ben sadece Allah seni çok seviyor, sevmekten de bir an bile vazgeçmedi. Nişanlı iken eşinin elini tutmanı sıkıntı etme,  Allah o kadar büyüktür ki; O’nun büyüklüğü yanında senin bu hareketin çok basit kalır. Settar ismi ile örter de sen bile bilemezsin. Sen sadece Allah’a dair zannını çok yüksek tut. Allah kulunun zannına göredir. İyileşeceğini düşün, bu zannını yüksek tut. Affedeceğini düşün ( ne günahı vardı ki?) bu zannını da yüksek tut. Kulun Rabbi hakkındaki zannı, Rahman katında Hak olur, tüm zanniyetini kaybeder.

                O’nun anlattıklarının yanında benim sözlerim basit kaldı. Telefon numaramı mail adresimi verdim, kendisini ziyaret etmek istediğimi söyledim.

Genç anne bana çok şeyler öğretti. Hayata dair, hikmete dair dünyadaki yaşantımıza anlam arayışımıza dair alınacak ders varsa şayet; bu ders benim kelimelerim de değil, genç annenin yaşadıklarındadır…

               Rabbim O’na güç versin, kuvvet versin, her an O’na yardım etsin. Bunları yazdım ki; sizler de dua ediniz. Müminin, mümine ettiği duayı Allah kabul edermiş.  

Zaman kendine benzetmez herkesi
Hesapsız açar baharlar pembeyi
Açmadığın dalda sözün geçer mi
Dünyada ölümden başkası yalan
Yalan başkası yalan

Sitem etme haberi yok dağların
Ellerini gözlerinle bağladın
Faydası yok geç kalınmış figanın
Dünyada ölümden başkası yalan
Yalan başkası yalan

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

2/11/2009 - HİSSEDİŞ

Şebnem Dergisi Kasım 2009 57. sayısında yayınlanan yazım
http://www.sebnemdergisi.com/Dergi.php?Islem=Makale&No=d057s010m1



Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

2/11/2009 - Biçareyi yalnız başına bırak!

Git!

Başını yastığa koy!

Beni, geceleri rahatsız olan bîçâreyi yalnız başına bırak!

Biz geceleri sabahlara kadar inleyen, çırpınan sevda dalgalarıyız.

Sen, istersen gülerek bize lûtfet;

İstersen ayrılarak cefa et.

Güzel yüzlülerin padişahı için sözünde durmaya lüzum yoktur.

Sen ey yüzü solmuş âşık, sabret;

Vefâlı ol!

Bizi öldürenin gönlü taş gibi katıdır.

Bizi öldüren, kanımızın bahası için hiçbir tedbir söylemiyor.

Bu derde ölmekten başka çare yoktur;

Şu halde nasıl olur da:

‘Bu derde devâ et!..’ diyebilirim?

Dün gece rüyamda aşk mahallesinde bir ihtiyar gördüm.

Başı ile bana işaret etti:

‘Bizim tarafa gel’ dedi.

Her ne kadar bu yolda ejderha varsa da

O zümrüdün parlaklığı ile ejderhayı kov!

Artık yetişir!

Ben kendimde değilim.

Sen hüner göstermek istiyorsan Ebu Ali Sina’nın tarihini söyle;

Ebu’l Alâ-ûl-Muarrî’nin tenbihinden bahset!

(Mevlâna’nın söylediği son gazel)

 

Şu toprağa sevgiden başka bir tohum ekmeyiz
Şu tertemiz tarlaya başka bir tohum ekmeyiz biz…

 Hayatı sen aldıktan sonra ölmek, şeker gibi tatlı şeydir
Seninle olduktan sonra ölüm, tatlı candan daha tatlıdır…

 

Biz güzeliz, sen de güzelleş, beze kendini
Bizim huyumuzla huylan, bize alış başkalarına değil…

Bir katre olma, kendini deniz haline getir
Madem ki denizi özlüyorsun, katreliği yok et gitsin
Beri gel, beri !

Daha da beri ! Niceye şu yol vuruculuk ?
Madem ki sen bensin, ben de senim, niceye şu senlik benlik…

 

Güneş olmak ve altın ışıklar halinde
Ummanlara ve çöllere saçılmak isterdim
Gece esen ve suçsuzların ahına karışan
Güz rüzgarı olmak isterdim….


(Mevlana Mesnevi’den)

 

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

29/10/2009 - NERDESİN

 

NERDESİN

 

Geceleyin bir ses böler uykumu
İçim ürpermeyle dolar: “nerdesin?”
Arıyorum yıllar var ki ben onu,
Aşığıyım beni çağıran bu sesin.

Gün olur sürüyüp beni derbeder,
Bu ses rüzgarlara karışır gider.
Gün olur peşimden yürür beraber,
Ansızın haykırır bana: “nerdesin?”

Bütün sevgileri atıp içimden,
Varlığımı yalnız ona verdim ben,
Elverir ki bir gün bana derinden
Ta derinden, bir gün bana “gel” desin.

 

Ahmet Kutsi Tecer

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

26/10/2009 - Gönül hanem



Biraz dumanlı

Biraz gizemli

Yağmur tadında

Yeşilin kucağındaydı dostum

Aradığım; bulduğumu zannettiğimdi

Koşmak, kucaklayıp, sarılmak istedim

Hasret bitsin ben geldim diyecektim

Adımımı atar atmaz

Her şey yok oldu

Gerçek zannettiğim

Hayalmiş…

Yine hayal görmüşüm…
(fhl)


Haneler sahibi ile şenlenirmiş ya!

Hane sahibi terk ederse,

Virane olur, kırılır incinir, çabucak yıkılırmış ya!

Gerçek

İncinmişliğimden, kırgınlığımdan

İhmal edip, küsmüştüm gönlüme

Nicedir girmemiştim

Gönül haneme

Kırılmış dökülmüş her şey

Toz içinde kalmış eşyalar

Kirlenmişler

İşe pencereyi açarak başladım

İlk kez güneş giriyordu, uzun bir aradan sonra

Perdeleri indirdim, örtüleri çıkardım

Muhabbet leğeninde gözyaşı suyu ile yıkadım

Pırıl pırıl oldular

İstiğfar süpürgesi ile etrafı bir güzel süpürdüm

Hamd ile tesbih tozunu, gözyaşı suyuna katarak

Dip bucak toz aldım

Pencereleri sildim

Hamd’in kokusu çok güzelmiş

Tesbih ise her yere ışıltı verdi…

Tülleri, örtüleri yerlerine yerleştirdim

Gönül penceremi hiç kapatmamaya karar verdim.

Sonuna kadar açtım

Korkunç bir özlem rüzgarı esti, bir ara…

Dayandım

Rüzgar dindi…

Sonra hasret yağmurları yağdı

Yine de penceremi kapatmadım

O da kesildi…

Özlemek de güzel,

Hasret kalmak da…

Her ikisi de rahmet pınarlarını kaynatıp

Gözyaşımı coşturup hanemi temizliyorlar ya!

Buyursun gelsinler gönül haneme

Gönül hanemin ve penceremin tamire ihtiyacı var

Onu da zaman ustaya bıraktım

Zaman usta, halledeceğini söyledi

İnandım…
(fhl)
 

 


Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

21/10/2009 - DOSTLUK BİR AVUÇ SUYA BENZER

 

DOSTLUK BİR AVUÇ SUYA BENZER

 

Dostluk bir avuç suya benzer

Kimileri o suyu alır, yüzüne çarpar,

Ferahlar…

Bir anlık ferahlamadır bu

Ertesi güne su kalmaz

Bir avuç su için günlerce bekler

Bazen bulur, bazen bulamazlar…

 

Kimileri o suyu alır, içer; suya kanar

Yarına hiçbir şey kalmaz

Menfaate dayalı dostluklardır bunlar

 

Kimileri kıymetini bilmez de

O su parmaklarının arasından kayar, gider

Güven, olmayan dostluklardır bunlar

Kararsızların, iki arada bir derede kalanların dostlukları…

Güven olmayan yerde korku hükümdar olurmuş

Korku ile dostluk aynı yerde bulunmazmış…

O sebepten telef olurmuş dostluklar…

 

Kimileri ise o suyu incitmeden dikkatlice alır

Gül yapraklı kaseye boşaltırlar

Sabırla beklerler

Mis gibi gül suyu yapar

Ölene kadar koklarlar…
(fhl)

Kaza gelince göz kör olur. Akılla ayak ve baş fark olunmaz.
Kaza geçince göz açılır. Ayıplama eliyle yakalar parçalanır.
(Mevlana- Mesneviden)

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

18/10/2009 - DOSTLARIM




Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Gönlümden Sen'den başka herşeyi al; bahtına düştüm...

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

  • Farklı Bakış
  • Gönlümden Dökülenler
  • Günlüğüm
  • Mevlana'dan Güldeste
  • Peygamberimizin İzinde
  • Resimlerim
  • Sevdigim Söz ve Yazılar
  • Sevdigim Şiirler
  • Vaizemder Yazilari
  • Yayınlanan Yazılarım
  • Yunus'tan Güldeste
  • Arkadaşlarım

    mutluhayat
    gonulargumanlarim
    sevimsaplar
    kurantevhidsunnet
    GercekYoLislam
    571632
    mehmetadin
    KADERLE
    ahmeteminseyhan
    hayyalelfelah
    canesma
    tanrimisafirlerim
    abdullaheren
    debuokyanus
    dilsizmutercim
    MezarBek
    huzursokagisohbet
    sewqican
    uyanangenclik
    xeo
    AspAvAyAsAr
    guLaLe
    melihhami
    vaktivisal
    safakkk
    EsMaLaLe
    murekkeplekesi
    ayvenur