Büyük Itrî’ye eskiler derler,
Bizim öz mûsikîmizin pîri;
O kadar halkı sevkedip yer yer,
O şafak vaktinin cihângîri,
Nice bayramların sabah erken,
Göğü, top sesleriyle gürlerken,
Söylemiş saltanatlı Tekbîr’i.
Fethedilmiş uzak diyarlardan,
Vatan üstünde hür esen rüzgâr,
Ses götürmüş bütün baharlardan.
O dehâ öyle toplamış ki bizi,
Yedi yüz yıl süren hikâyemizi
Dinlemiş ihtiyar çınarlardan.
Mûsıkîsinde bir taraftan dîn,
Bir taraftan bütün hayât akmış;
Her taraftan, boğaz, o şehrâyîn,
Mâvi Tuna’yla gür Fırât akmış.
Nice seslerle, gök ve yerlerimiz,
Hüznümüz, şevkimiz, zaferlerimiz,
Bize benzer o kâinât akmış.
Çok zaman dinledim Nevâ-kâr’ı,
Bir terennüm ki hem geniş hem şûh,
Dağılırken “Nevâ”nın esrârı,
Başlıyor şark ufuklarında vuzûh,
Mest olup sözlerinde her heceden,
Yola düşmüş, birer birer, geceden
Yürüyor fecre elli milyon rûh.
Kıskanıp gizlemiş kazâ ve kader
Belki binden ziyâde bestesini.
Bize mirâsı kaldı yirmi eser.
“Nâ’tıdır en mehîbi, en derini.
Vâkıa ney, kudüm gelince dile,
Hızlanan Mevlevî semâıyle
Yedi kat arşa çıkmış “Âyîn”i.
O ki bir ihtişamlı dünyâya
Ses ve tel kudretiyle hâkimdi;
Âdetâ benziyor muammâya;
Ulemâmız da bilmiyor kimdi?
O eserler bugün defîne midir?
Ebediyyette bir hazîne midir?
Bir bilen var mı? Nerdeler şimdi?
Öyle bir mûsıkîyi örten ölüm,
Bir teselli bırakmaz insanda.
Muhtemel görmüyor henüz gönlüm.
Çok saatler geçince hicrânda,
Düşülür bir hayâle, zevk alınır:
Belki hâlâ o besteler çalınır,
Gemiler geçmeyen bir ummanda.
Çok değer verdiğim mümtaz şahsiyet Cinuçen Tanrıkorur'un (1938- 2000) ud taksimi eşliğinde Segah peşrev, insanı derunundan yakalıyor, alıp götürüyor da bırakıvermiyor... Ruhum, hayran bir o kadar Rabbime şükran...
Sazendelerin naifliği, zarafeti, tevazusu bir harika...
Yozlaşmaların kol gezdiği dünyaya inat güzellikler hiç bitmiyor hamdolsun...